ULUSAL DIŞ TİCARET MEVZUATI'NIN HUKUKİ ÇERÇEVESİ
Erkut ONURSAL
Dış Ticaret Uzmanı
Çankaya Üniversitesi
Öğretim Görevlisi
Mevzuat terimi; mevzu (vazedilmiş, konulmuş) hareket kurallarını ifade için kullanılır. Bu terim altında anılan kurallar, hukuk kurallarıdır. Hukukun koyduğu kurallara, kişiler ve müesseseler uymaya mevbur olup, bunlara uyma devlet otoritesinin teminatı altında cebren sağlanır. Hukuk kurallarına aykırı hareke
t, çeşitli müeyyidelerin uygulanmasını gerektirir. Tatbikat terimi ise; mevzuatın gerek idare kademelerindeki gerekse kaza mercilerince uygulanışını ifade etmektedir.Bir ülkede yaşayan hukuku tanıyabilmek için mevzuatı bilmek yetersizdir. Zira, mevzuat hukuk deyimine nispetle daha dar bir anlam taşır. Bu itibarla, mevzuat olsa olsa hukukun çatısı ve iskeleti sayılabilir. Bu çatıya canlılık ve bütünlük kazandıran faaliyet ise idari ve kazai tatbikattır. İdari uygulamayı ve kazai içtihatı bilmeden bir ülken
in hukukunu tanımaya imkan yoktur. Mevzuat toplumda gelişmek için bir ortam bulur, hayatla temasa gelir ve gelişmesini tamamlar. Bazen de aksine mevzuat hayata ve toplum ihtiyaçlarına uygun düşmez, dolayısıyla ilgi görmez ve unutulur gider veya zorlamalara maruz kalır ve de sık sık ihlal edilerek, ihtilaflara yol açabilir.Bu çalışmamız; ülkemizde yürürlükte bulunan dış ticaret mevzuatının hukuki çerçevesinin incelenmesi ve tanıtılmasına yöneliktir.
Pozitif hukuk, hukuk biliminin bir boyutunu oluşturan bir kavramdır ve devlet tarafından tanınması ve gerektiğinde korunması, zorla yerine getirilmesi açısından büyük önem taşır ve toplum hayatının temelini oluşturur. Pozitif hukuk, en geniş anlamıyla yürürlükte olan hukuk kurallarının tümünü içerir. Buna zaman ve mekan boyutlarını da katarak, pozitif hukuku, bir ülkede o anda yürürlükte olan hukuk kuralları biçiminde belirleyebiliriz. Pozitif hukuka, "olan hukuk" veya "mer-i hukuk" da denir. Pozitif hukuk kurallarının anlaşılabilmesi için bunların temel niteliklerinin belirlenmesi gerekir. Bu kurallar, uygulanacakları olaylar (hukuki fiiller ve işlemler), kişiler ve zaman açısından soyut, genel ve süreklidir. Soyutluktan anlaşılması gereken şey, bu kuralların vukubulmuş olaylardan çok, vukubulacak olayları (geleceği) kapsamasıdır. Pozitif hukuk kuralları uygulandıkları kişiler bakımından da geneldir. Yani toplumda yaşayan bütün kişiler için geçerlidir. Ayrıca, pozitif hukuk kuralları sürekli olup, bu kurallar yürürlüğe konuldukları andan, yürürlükten kaldırıldıkları ana kadar o toplumda yaşayan bütün kişi ve olaylar için geçerlidir.
Hukukun, sosyoloji, felsefe ve ekonomi ile ilişkisi fazladır. Nitekim, ekonomik faaliyetlerin hukuk kurallarının düzenlendiği ortam içerisinde yürütülmesi, her iki bilim dalı arasındaki organik ilişkiyi sıklaştırmaktadır. Örneğin: malların değişimi alım-satım sözleşmeleri ile, ihracat ve ithalat faaliyetleri dış ticaret, gümrük ve kambiyo mevzuatı ile, kredi işlemleri Borçlar Kanunu, büyük çapta ekonomik faaliyetler ise Türk Ticaret Kanunu ile düzenlenmektedir. Bunun yanısıra, devlet, ekonomik yaşama müdahale etmek istediği zaman bunu hukuki düzenlemeler yaparak yürütür. Vergi kanunları, bu alandaki en tipik örneklerden birisini oluşturur. Diğer taraftan, devletler; uygulamayı amaçladıkları (kapitalizm, liberalizm, sosyalizm, vb.) ekonomik sistemleri de hukuk kuralları aracılığıyla belirlemeye çalışırlar.
Pozitif hukukun kaynakları, genel anlamda bu hukuku oluşturan kuralların tümüdür. Buradaki kaynak kavramı, çeşitli anlamları içermektedir. Bunlardan ilki, bu tür kuralların bulunduğu yerleri ifade eder. Bu açıdan en önemli kaynak ülkemizde bütün kanun, tüzük, kararname ve yönetmeliklerin yayımlandığı Resmi Gazete, Düstur ve Tutanak Dergileri'dir. İkinci anlamda kaynak, bu kuralları (normları) koyan organlardır. Bunların başında kanun yapmak yetkisine sahip Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), kanun hükmündeki kararnameleri ve diğer kararnameleri ve tüzükleri düzenleyen Bakanlar Kurulu, yönetmelik ve tebliğleri yapmak yetkisi olan Bakanlıklardır. Üçüncü ve en önemli anlamda biçimsel kaynak ise, pozitif hukuk kurallarının çeşitli biçimlerini anlatmak amacı ile kullanılan kaynaklardır.
Yazılı hukuk kuralları, devletin yetkili organları tarafından biçimleştirilmiş, usulüne uygun olarak yayınlanarak yürürlüğe konulmuş ve henüz yürürlükten kaldırılmamış olan tüm kurallar olup, bu kurallar bir hiyerarşik düzen içinde yer alırlar ve bu hiyerarşik düzen içindeki hiçbir kural, kendisinden bir önce gelen kurala aykırı olamaz. Bu hiyerarşik düzen; anayasa, kanun, kanun hükmünde kararname, kararname, tüzük, yönetmelik ve tebliğ şeklinde sıralanmaktadır. Bu anlamda; kanun anayasaya, tüzük kanuna aykırı hükümler taşıyamaz. Bir başka ifadeyle; yazılı hukuk kuralları bir piramit biçiminde sıralanmakta olup, piramitin tepesinde anayasa, en geniş kısmı olan tabanında ise, tüm yazılı hukuk kurullarının uygulandığı sosyal yaşam yer almaktadır. Her kural, kendisinden bir önce gelen kural açısından daha ayrıntılı kuralları (hükümleri) içerir ve bu anlamda bir tür açıklayıcı kural niteliğini taşır.
Anayasa devletin temeli olup, devlet anayasa'ya göre biçimlenir (Cumhuriyet, Monarşi, vb.), kurulur ve işler. Bunun yanısıra, vatandaşların temel hak ve özgürlükleri de anayasa'da düzenlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Bu bakımdan anayasa, yazılı hukuk kurallarının hiyerarşik sıralanmasında birinci sırada olup, yazılı hukuk kurallarının hiçbiri anayasa'ya aykırı olamaz ve bu husus Anayasa Mahkemesi tarafından sağlanır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 18.10.1982 tarih ve 2709 Sayılı Kanun ile yürürlüğe konulmuş bulunmaktadır. Yazılı hukuk kuralları içerisinde, hiyerarşik düzende ilk sırada yer alan Anayasamızın planlama, vergi ödevi ile piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi ile uluslararası anlaşmaları yapma yetkileri aşağıdadır.
Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak devletin görevidir. Planda, milli tasarrufu ve üretimi arttırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür,
yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir, kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir. Kalkınma planlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir (Anayasa, Md. 166).Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır, piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler. Diğer taraftan, dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve
diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verebilir (Anayasa, Md. 167). Nitekim, 2976 Sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Anayasanın bu maddesine istinaden yürürlüğe konulmuştur.Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişikl
ik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu'na verilebilir (Anayasa, md. 73). Nitekim, dış ticaret üzerindeki mali yüklerin en önemlilerinden birini oluşturan gümrük vergisi oranlarının tespitine ilişkin işlemler Dış Ticaret Müsteşarlığı'nca, yukarıda belirtilen bu hükümlere dayanılarak çıkarılmış bulunan 5383 Sayılı Gümrük Kanununa Bağlı Gümrük Giriş Tarife Cetvelinin Değiştirilmesi Hakkında 474 Sayılı Kanun'un Bakanlar Kuruluna verdiği yetkilere istinaden yapılmaktadır.Uluslararası anlaşma yapma yetkisi 5.5.1969 tarih ve 1173 Sayılı Kanun ile Dışişleri Bakanlığına verilmiştir. Ancak, günümüzde uluslararası ilişkilerin artması ve çeşitlenmesi nedeniyle uzmanlaşmaya ihtiyaç duyulmuş ve ticari ve ekonomik anlaşmaları yapma görevi 13.12.1983 tarih ve 188 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), 8.6.1984 tarih ve 232 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 16.4.1986 tarih ve 32784 Sayılı Kanun ile Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı'na, 9.12.1994 tarih ve 4059 sayılı Kanun ile Hazine Müsteşarlığına (1173 Sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde) ekonomik ve mali anlaşmalar yetkisi verilmiştir. Öte yandan, kalkınma planları ve genel ekonomik politikalar çerçevesinde, iki veya çok taraflı ticaret anlaşmalarını hazırlamak, ticaret anlaşmalarının uygulanması ile ilgili mevzuatı hazırlamak, yürürlüğe koymak ve uygulamak, uluslararası veya bölgesel ekonomik ve ticari işbirliği anlaşmalarına ilişkin hazırlık çalışmalarına ve müzakerelerine katılmak, Dış Ticaret Müsteşarlığı'na verilmiş bir görevdir. Ancak, anlaşma yapma yetkisi Dışişleri Bakanlığı'nındır (244 Sayılı Kanun, Md.3).
1982 Anayasa'sının uluslararası anlaşmalarla ilgili hükümleri 90'ıncı ve 104'üncü maddelerinde yer almış olup, bu maddelerin ilki "TBMM'nin görev ve yetkileri", ikincisi ise "Cumhurbaşkanı'nın görev ve yetkileri" ile ilgilidir. 1982 Anayasa'sının sözkonusu maddelerinde, Türkiye Cumhuriyeti adına devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla anlaşmalar yapmak, onaylamak ve yürürlüğe koymak yetkisini yasama ve yürütme organları arasında paylaştırdığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, 1961 Anayasa'sının uluslararası anlaşmalarla ilgili hükümleri ile 1982 Anayasa'sının bu konudaki hükümleri arasında (bazı kelime değişiklikleri dışında) büyük bir paralellik bulunmaktadır.
Uluslararası anlaşmaların akdini, uygulamaların bir düzene bağlanması amacıyla 31.5.1963 tarih ve 244 sayılı "Milletlerarası Anlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması ile Bazı Anlaşmaların Yapılması için Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun" başlıca iki konuda kurallar koymuştur. Bunların birincisi; uluslararası anlaşmaların Türk hukukuna göre nasıl akdedileceği konusudur. İkinci kural ise; hükümetin, TBMM'nin bir kanun ile onaylamasını uygun bulmasına gerek kalmadan akdedilebileceği anlaşmaları belirlemektedir. 244 Sayılı Kanun ise, 5.5.1969 tarih ve 1173 sayılı "Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun" ile bazı bakımlardan tamamlanmıştır.
Anayasamızın 90'ıncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen istisnalar dışında kalan anlaşmaların onaylanması TBMM'nin onaylamayı bir kanun ile uygun bulmasına bağlıdır. Çünkü, Anayasamızın 90'ıncı maddesinin birinci fıkrasında kabul edilen genel prensibe göre; Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle veya milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması TBMM'nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır (Anayasa, MD. 90/1). Diğer taraftan, istisnalar arasında bulunsa bile Türk yasalarına değişiklik getiren anlaşmaların onaylanması, mutlak surette onaylamanın, TBMM'nin onaylamayı bir yasayla uygun bulması esasına bağlıdır (Anayasa, Md. 90/4).
Bir anlaşmanın uygun bulma yasası gerektirmesi durumunda, yasa tasarısının hazırlanması Dışişleri Bakanlığı'nın görevidir (1173 sayılı Kanun'un 8'inci maddesiyle değiştirilen 244 sayılı Kanun'un 4/1'inci maddesi). Önceden imzalanmış bir anlaşmanın mutlaka Hükümetçe belirli bir süre içinde TBMM'ne sunulması zorunluluğu yoktur. Hükümetin, dış politikayı yürütürken imzalamış olduğu bir anlaşmayı TBMM'ne sevketme zamanı konusunda takdir hakkına sahip olduğu kabul edilmektedir. Anlaşmanın uygun bulunması yasa önerisi TBMM'ne Bakanlar Kurulu tarafından yapılır. TBMM'ne gelen uygun bulma yasa tasarısı ve eki olan anlaşma metni Dışişleri Komisyonu ve ilgili komisyonlarda görüşülerek TBMM Genel Kuruluna gelmektedir. TBMM, bir anlaşmayı kabul etmek veya reddetmekten başka bir olanağa sahip değildir. Milletlerarası anlaşmaların uygulanmasının durdurulması, sona erdirilmesi ise Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile olmaktadır (244 Sayılı Kanun, Md.3/1).
Bir anlaşmanın iç hukukumuzda yürürlüğe girebilmesi için ilke olarak, Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile Resmi Gazete'de yayımlanması zorunludur (244 Sayılı Kanun, Md. 3/2). Ancak, Anayasa'nın 90'ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen "uygulama anlaşmaları" ile yasanın verdiği yetkiye dayanılarak yapılan "ekonomik, ticari, teknik ve yönetsel anlaşmalar" bazı koşullarda yayımlanmadan yürürlüğe girebilir. Bu tür anlaşmaları yayımlayıp, yayımlamamak Hükümetin takdirindedir. Bununla birlikte,
bu anlaşmalardan da "ekonomik ve ticari" konulara ilişkin olanları ile "özel kişilerin haklarını" ilgilendirenler yayımlanmadan yürürlüğe konulamamaktadır (Anayasa, md.90/3, 244 Sayılı Kanun md. 3/3).Hukuki anlamda kanun, yetkili yasama organlarınca düzenlenerek usulune uygun olarak yürürlüğe konulmuş pozitif hukuk kuralıdır. Ancak, bu ölçüt, her zaman geçerli değildir. Örneğin: Anayasa Mahkemesi Kararları, Yargıtay İçtihatleri Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca alınan "içtihatı birleştirme karar
ları", Bakanlar Kurulu'nca düzenlenen kanun hükmünde kararnameler ve TBMM'ce onaylanan milletlerarası anlaşmalar da kanun niteliğini taşımaktadırlar.Kanun hükmünde kararname, Bakanlar Kurulu tarafından, TBMM'nin verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılır (Anayasa, Md. 91). Bu yetki bir kanun biçiminde verilir ve burada sözkonusu yetkiye dayanılarak çıkartılabilecek kanun hükmünde kararnamenin çıkarılma amacının, kapsamının, ilkelerinin, kullanma süresinin ve sayısının belirtilmesi g
erekir. Kanun hükmünde kararnameler, devletin acil kanun çıkarma ihtiyaçları karşısında yasama organının yavaş çalışması nedeniyle ortaya çıkabilecek sakıncaları gidermek amacıyla düzenlenmektedir. Kanun hükmünde kararnameler Resmi Gazete'de yayımlandıkları gün TBMM'ne sunulur, aksi halde yürürlükten kalkarlar.Tüzükler, Bakanlar Kurulu tarafından, kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere; kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştay'ın incelenmesinden geçirildikten sonra çıkarılırlar. Tüzükler de aynen kanunlar gibi Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girerler. Tüzüklerin, mutlaka bir kanuna dayanması, bir başka ifadeyle bu kanunu açıklayıcı nitelikte olması zoru
nludur. Tüzükler, hiçbir biçimde kanuna aykırı hükümler taşımamalıdır. Aksi halde, bu kabil tüzükler veya bunların kanuna aykırı hükümleri Danıştayda açılacak bir "iptal davası" ile iptal edilebilir.Yönetmelikler, bir veya birkaç Bakanlık veya bir kamu kuruluşu tarafından, bu kuruluşun görev alanındaki kanun, tüzük ve kararnamelerin uygulanmasını sağlamak amacıyla çıkartılan pozitif hukuk metinleridir. Yönetmelikler, dayanak buldukları kanun, tüzük ve kararnamelere aykırı hükümler taşıyamazla
r. Aksi takdirde, Danıştay'da açılacak "iptal davası" ile iptal edilebilirler.Örf ve adet eş anlamlı kelimeler olmasına rağmen, bu kelimelerin birlikte kullanılmaları yaygın bir gelenektir. Gelenek, mer-i hukuk kuralları içinde önemli bir yere sahiptir. Örneğin: Medeni Kanun'un birinci maddesinin ikinci cümlesinde "hakkında kanuni bir hüküm bulunmayan meselede hakim, örf ve adete göre ….. hükmeder" denilmektedir. Öte yandan, Türk Ticaret Kanunu'nun birinci maddesinin i
İçtihat, hukukta sözlük anlamından farklı olarak teknik anlamda kullanılan bir kavram olup, mahkemelerin genel nitelikteki hukuk kurallarını özel olaylara uygulamaları sonucu ortaya çıkan kararlarını anlatmak için kullanılmaktadır. Bir başka ifadeyle, içtihat hukuku'na mahkeme kararlarında belirtilen kanunu yorumlayıcı nitelikteki kuralların
tümü de denilebilir. Yazılı hukuk ve gelenek kurallarının aksine, içtihat hukuku kuralları uyulması zorunlu nitelikteki kurallar değillerdir. Yalnız, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, hakimi bağlayıcı nitelikte kurallardır.Hukukla uğraşan hakim, avukat, bilim adamı, vb. çeşitli kişilerin bu alandaki görüşlerinden oluşan pozitif hukuk kaynağını teşkil eden doktrine, mahkeme içtihatleri karşıtı olarak "bilimsel içtihat" adı da verilmektedir. Doktrin, pozitif hukuk açısından bağlayıcı nitelikt
e bir kaynak değildir. Ancak, uygulamacılara yol göstermesi bakımından büyük bir önem taşıdığı da inkar edilemez.II- Dış ticaret mevzuatı
Dış ticaret iki veya daha fazla ülke arasında yapılan mal ve/veya hizmet alış-verişi olup, bu işlem özellikle mal alım ve satımında gerçekleşmektedir. Bu itibarla, dış ticaret mevzuatı genellikle bir ülkeden diğer bir ülkeye satılan (ihracat) veya o ülkeye bir başka ülkeden getirilen (ithalat) malların, çıkış veya giriş işlemlerinin düzenlenmesini içeren kaideler silsile
sidir. Muhtelif ülkelerde yerleşik kişi ve kuruluşların birbirleriyle karşılıklı olarak yaptıkları ticari işlemler ile ilgili uygulamalar, ulusal dış ticaret, gümrük ve kambiyo mevzuatı yanısıra bankacılık, sigortacılık ve taşımacılık mevzuatı ile uluslararası ticari teamüller ve kurallar, ayrıca ilişki kurulan ülkenin bu konudaki mevzuatı da gözönünde tutularak yürütülmektedir. Dolayısıyla, dış ticaretin uluslararası bir boyuta sahip olması nedeniyle dış ticaretin literatürü de geniş kapsamlıdır.Mala yönelik dış ticari işlemlerde; malların ihraç ve ithaline ait usul ve esasların saptandığı "ulusal dış ticaret mevzuatı", malların ülkeden çıkışı veya ülkeye girişi ile ilgili usul ve esasların tespit edildiği "ulusal gümrük mevzuatı" ve mallara ilişkin bedellerin ödenmesi ve transferine ait usul ve esasların belirlendiği "ulusal kambiyo mevzuatı" devreye girmektedir. Burada belirtilen üç ayrı mevzuatın uygulamaları, her ülkede ayrı resmi mercilerce yürütülmesine rağmen, birbirlerini tamamlar mahiyet arzetmektedir.
Ülkemizde, ihracatın ve ithalatın kalkınma planları ve yıllık programlardaki ilke, hedef ve politikalar yönünde ülke ekonomisi yararına düzenlenmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesinin sağlanması, kamu kurum ve kuruluşlarına çeşitli mevzuatla verilmiş yetkilerin kullanımına ilişkin politikaların uygulanmasına dair esasların düzenlenmesi, uygulamalarda ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonun temini, dış ticarete konu malların standartlaştırılmasının sağlanması, İhracat Rejimi Kararı, İthalat Rejimi Ka
rarı da dahil olmak üzere ihracat ve ithalatın kalite ve standartlar yönünden denetlenmesine yönelik Dış Ticarette Standardizasyon ve Teknik Düzenlemeler Rejimi Kararı'na ilişkin mevzuatı hazırlamak, yürürlüğe koymak ve uygulamayı izlemek, genel ekonomik politikalar çerçevesinde iki ve çok taraflı ticaret anlaşmaları ve protokolleri hazırlamak, Avrupa Birliğine yönelik hükümetçe belirlenecek amaçlar doğrultusunda ekonomik ve ticari ilişkilerde uygulanacak politikaların saptanması çalışmalarını ve Gümrük Birliğinin ekonomik ve ticari etkilerine ilişkin değerlendirmeleri yapmak ve önerileri hazırlamak, ülkemizde serbest bölgelerin kurulması, yönetilmesi ve işletilmesine dair mevzuatı düzenlemek ve yürürlüğe koymak, Türkiye ve dünya ekonomisi ve ticareti ile ilgili gelişmeleri sürekli izlemek, değerlendirmek ve bu konudaki bilgileri süratle kullanıcıların hizmetine sunmak görevi, 1994 Tarih ve 4059 Sayılı Kanun ile "Dış Ticaret Müsteşarlığı"na verilmiş bulunmaktadır. Merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatından oluşan bu Müsteşarlık, faaliyetini doğrudan Başbakan'a bağlı olarak sürdürmektedir.Anılan Müsteşarlık, 4059 Sayılı Kanun'un kendisine tanıdığı yetkilere istinaden, yürürlükte bulunan muhtelif kanunlara atıfta bulunarak ülkemizdeki dış ticaret mevzuatını (ihracat, ihracata yönelik devlet yardımları, ithalat, çift yönlü ticaret, dış ticarette standardizasyon ve serbest bölgeler) hazırlayarak, bu mevzuatı "kararnameler, yönetmelikler ve tebliğler" şeklinde Resmi Gazete'de yayımlayarak yürürlüğe koymaktadır.
Dar kapsamlı tutulan bu çalışmamızda; yukarıda belirtilen konular arasında yer alan ihracat, ithalat ve standardizasyon mevzuatının hukuki çerçevesi incelenmiş bulunmaktadır.
İhracat; "bir malın veya değerin yürürlükteki İhracat Mevzuatı ile Gümrük Mevzuatı'na uygun şekilde fiili ihracatının yapılması ve Kambiyo Mevzuatı'na göre bedelinin (bedelsiz ihracat hariç) yurda getirilmesi veyahut Dış Ticaret Müsteşarlığı'nca ihracat olarak kabul edilecek sair çıkışlar" olarak tanımlanmıştır. Fiili ihracat ise; "ihraç konusu malın gümrük mevzuatı hükümleri çerçevesinde, muayenesinin yapılıp taşıta yüklenmesini, bir yerden veya muhtelif yerlerden bir defada veya kısım kısım gelmekte olan dökme ve diğer eşyada yüklemenin tamamlanmasını veyahut gümrük mevzuatınca fiili ihracat olarak kabul edilebilecek sair çıkışlar" olarak ifade edilmektedir.
Ülkemizde (bedelli ve bedelsiz) ihracat ile ilgili her türlü işlem, İhracat Rejimi Kararı, bu karara istinaden çıkarılan yönetmelik, tebliğ ve talimatlar ile iki veya çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde yürütülmekte olup; anılan kararın amacı; ihracatın ülke ekonomisi yararına düzenlenmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesini sağlamaktır. İhracata ilişkin mevzuatı hazırlamaya, ihracatın her aşamasında gözetim, denetim ve yönlendirilmesine ilişkin her türlü önlemleri almaya, ihracatla ilgili işlemleri her safhada izlemeye ve bu hususlar ile ilgili düzenlemeler yapmaya, ihracatta kısıtlama ve yasaklama getirmeye, gerektiğinde ihracatı müsaadeye veya kayda bağlamaya, karşılıklı ticaret uygulamalarının usul ve esaslarını belirlemeye, transit ticaret, geçici ihracat, bedelsiz ihracat, ticari kiralama yoluyla ihracat ile yurt dışında inşaat, tesisat ve montaj işi alan müteahhitlerin yapacağı ihracatı düzenlemeye, ihracat politikalarında bir bütünlük sağlanması için ilgili kurum ve kuruluşların ihracata yönelik faaliyet ve kaynaklarını koordine etmeye 9.12.1994 tarih ve 4059 sayılı Kanunun 3/a maddesi uyarınca Dış Ticaret Müsteşarlığı yetkili kılınmıştır.
Yürürlükteki İhracat Rejimi Kararı 22.12.1995 tarih ve 95/7623 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde 6.1.1996 tarih ve 22515 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak uygulamaya konulmuştur. Sözkonusu Bakanlar Kurulu Kararı'nda "Ekli İhracat Rejimi Kararı'nın yürürlüğe konulması; Yüksek Planlama Kurulunun 22.12.1995 tarihli ve 95/84 Sayılı Raporu üzerine, 27.6.1963 tarihli ve 261 sayılı Kanunun 1'inci maddesi ile 28.7.1967 tarihli ve 933 Sayılı Kanunun 3'üncü maddesinin c bendine göre, Bakanlar Kurulu'nca
22.12.1995 tarihinde kararlaştırılmıştır" denilmektedir.İhracat Rejimi Kararının dayandığı sözkonusu kanunlara ilişkin özet bilgiler aşağıdadır:
İhracatı Geliştirmek Amacı ile Vergilerle İlgili Olarak Hükümetçe Alınacak Tedbirlere Dair Kanunun 1'inci maddesinde "Ürünlerimize dışsatım gücü kazandırmak ve müteahhitlik hizmetlerini özendirmek amacıyla aşağıda belirtilen önlemlerin alınmasına Bakanlar Kurulu yetkilidir" denilmektedir.
Uluslararası ticaret normlarını belli bir temele yerleştiren ve ülkemizin de taraf olduğu Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT)'nın Nihai Senedinin imzalanmış olması ve 1996 yılından itibaren Avrupa Birliği ile Gümrük Birliğine gitmemiz, ülkemiz dış ticaretinin
ve sektöre yönelik devlet desteklerinin uluslararası normlar düzeyine getirilmesi zorunluluğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, parasal desteklerin kaldırıldığı ortamda uluslararası rekabete açılacak ülkemiz üreticilerinin desteklenmesi, dış ticaretimizin liberalize edilmesi, bilhassa sanayi sektörümüzün karşılaşacağı yoğun rekabet karşısında korunabilmesi, sanayimizin güçlendirilmesi ve teknolojik gelişmenin sağlanmasını teminen "İhracata Yönelik Devlet Yardımları" hakkındaki 94/6401 Sayılı Karar çerçevesinde hazırlanan muhtelif karar ve tebliğler yürürlüğe konulmuştur. Bu itibarla, 1963 yılında yürürlüğe konulan, sadece iki maddeden ibaret olan ve 2'nci maddesi 933 Sayılı Kanun ile yürürlükten 1967 yılında kaldırılan 261 sayılı yasanın 1'inci maddesinin ise, günümüzün ticari ve ekonomik koşullarına uyacak şekilde tadilinin zorunlu olacağı kanısındayız.b) 933 Sayılı Kanun
Kalkınma Planının Uygulanması Esaslarına Dair Kanun'un 3/3 inci maddesinde "İhracatın kalkınma planı ve yıllık programlar dairesinde geliştirilmesi ve düzenlenmesi için gerekli tedbirler Bakanlar Kurulu Kararnameleri ile alınır" denilmektedir. Diğer taraftan, mezkür Kanun'un 13 üncü maddesinde "bu Kanunda sözkonusu Kararnamelerin ve 261 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinde yazılı Kararnamelerin
çıkarılmasından önce Yüksek Planlama Kurulu'nun mütalaası alınır" ibaresi yer almaktadır.1967 yılında yürürlüğe giren 933 sayılı Kanun 15 maddeden ibarettir. Bu Kanun'un 1 inci maddesinin tamamı, 2 inci maddesinin A ve B fıkraları ile C fıkrası'nın ikinci paragrafı, 3 üncü maddesinin A ve B fıkraları, 5 inci maddesinin tamamı, 7 inci maddesinin son paragrafı, 9 uncu maddesinin tamamı Anayasa Mahkemesi'nin 23/24/25 Ekim 1969 tarihli kararı ile iptal edilmiştir. Ayrıca, bu Kanun'un 11 inci maddesi ise, 261
sayılı Kanun'un 2'nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Sözkonusu Kanun'un 12'nci maddesi'nde (ek madde) "Orman Genel Müdürlüğü'nün kendi istihsal ettiği mal ve maddeleri ihraç edebilmesi için ihracat ruhsatnamesi aranmaz" denilmektedir. Uygulanmakta olan ihracat politikalarının gereği olarak gelişen ve değişen şartlara uyum sağlamak amacıyla 95/7623 sayılı Kararname eki İhracat Rejimi Kararı ve buna ilişkin yardımcı mevzuatın yeniden düzenlenmesi sonucunda 1996 yılı başından itibaren Avrupa Birliği mevzuatı ile uyum sağlanmış, uzun yıllardır uygulamada bulunan ihracat beyannameleri uygulaması kaldırılmış, gümrük beyannamelerine ilgili ihracatçı birliği'nin onayı ile gümrük idarelerine başvurulması esası getirilmiş, ihracat yapabilmek için ihracatçı belgesi (ve ruhsatnamesi)'ne sahip olma yükümlülüğü kaldırılmış, gerçek usulde vergiye tabi (tek vergi numarası sahibi) gerçek ve tüzel kişi tacirler, Esnaf ve Sanatkar Odalarına kayıtlı olup üretim faaliyetleri ile iştigal eden esnaf ve sanatkarlar ile ortak kuruluşlar ve konsorsiyumlara da ihracat yapabilme imkanı tanınmıştır. Dolayısıyla, 933 sayılı Kanun'un 12'nci maddesi hükümsüz kalmış bulunmaktadır.Yukarıda belirtilen nedenlerle, 1967 yılında bazı maddeleri tamamen, bazı maddeleri kısmen Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen, 4 üncü maddesinde belirtilen "Büro"nun ve yetkilerinin Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı'nca üstlenilmesinin, 12'nci maddesindeki uygulamanın ortadan kalktığı gözönünde tutulursa 933 sayılı Kanun'un güncelleştir
ilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.2- Uluslararası anlaşmalar ve diğer mevzuat
İhracat Rejimi Kararı dışında ihracata ilişkin hüküm içeren mevzuatı uluslararası anlaşmalar ve diğer mevzuat olmak üzere iki ayrı başlık altında toplamak mümkündür.
a) Uluslararası anlaşmalar
Usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş uluslararası anlaşmalar T.C.Anayasası'nın 90 ıncı maddesine göre kanun hükmündedirler. Bu sebeble, bu anlaşmalardan ihracata dair hüküm taşıyanlar (örneğin: Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu Kuran Anlaşmanın yetki alanına giren ürünlerin ticaretine ilişkin Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye ile EFTA ülkeleri arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye ile bazı ülkeler (İsrail, Roma
nya, Macaristan, Litvanya, Bulgaristan, Estonya, Bosna-Hersek, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri ve Makedonya) ile akdedilen serbest ticaret anlaşmaları, Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, vb. ihracata ilişkin mevzuata dayanak teşkil etmektedir.b) Diğer mevzuat
İhracata ilişkin hükümler içeren diğer mevzuat aşağıda belirtilmektedir:
Yukarıda sayıları ve isimleri belirtilen kanunların uygulanmasına ilişkin olarak çıkarılan yönetmelikler ve tebliğlerin de gözönünde tutulması zorunludur.
3- İhracattan tahsil edilen fon'a (mali mükellefiyet) ilişkin mevzuat
a) Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu mevzuatı
Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu, dış ticaretin ülke ekonomisin yararına düzenlenmesini sağlamak amacıyla madde politikasının takibi ve fiyat istikrarının temini amacıyla 25.1.1980 tarihinde 2976 sayılı Kanunun 2'nci maddesine istinaden ihdas olunmuştur. Bu Fonun kaynakları arasında "her türlü ürün ve malın ihracında iç ve dış fiyatlardaki gelişmeler dikkate alın
arak bu malların ihraç bedellerinden kilo, adet veya kıymet esasına göre yapılacak prim tahsilat veya kesintileri" sayılmaktadır. Muhtelif tarihlerde muhtelif Bakanlar Kurulu Kararlarıyla değişikliklere uğrayan bu Fonun halihazırda,yasal dayanağı 14.10.1988 tarihli ve 88/13384 sayılı Karar olup, bu Kararın 11'inci maddesinde yer alan "İhracatında Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu Primi Kesintisi" yapılacak mallar ve miktarları Bakanlar Kurulu Kararlarıyla Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmaktadır.B - İthalat mevzuatı
Bir ülkede üretilen veya üretilmeyen malların ülke dışından vergileri ödenerek veya ödenmeksizin geçici veya kesin olarak yurda sokulması işlemine ithalat denir. Döviz transferi yapılıp yapılmamasına göre ithalat bedelli ve bedelsiz olmak üzere iki türlüdür. Bedelli ithalat (İthalat Rejimi kapsamında olup); ithal edilen malların bedellerinin ithalattaki ödeme şekillerinden biriyle yurt dışına döviz transferi yapılarak gerçekleştirilen ithalatı, bedelsiz ithalat (Gümrük Mevzuatı kapsamında olup) ise; ithal edilen malların bedellerinin yurt dışında kazanılan dövizlerle karşılanarak yurt dışına herhangi bir döviz transferi yapılmadan gerçekleştirilen ithalatı ifade etmektedir. Genellikle, bedelsiz ithalatın herhangi bir gümrük vergisi vey
a fon ödenmeksizin yapılan ithalat olduğu yanılgısına düşülmektedir. Halbuki, böyle bir durum sözkonusu değildir. Nitekim, bedelsiz ithalat, gümrük vergisine tabi olabileceği gibi olmayabilirde. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ithalatın gümrük vergisine tabi olup olmadığı değil, sadece mal bedelinin yurt dışında kazanılan dövizlerden karşılanarak mı veya yurt dışına herhangi bir transferin yapılarak mı gerçekleştiğidir. Mala karşı mal ile ödeme yapılan ticaret işlemleri ise İhracat Mevzuatı çerçevesinde düzenlenmektedir.Ülkemizde (bedelli) ithalat ile ilgili her türlü işlem, İthalat Rejimi Kararı, bu Karar'a istinaden çıkarılan yönetmelik,tebliğ ve talimatlar ile iki taraflı veya çok taraflı anlaşmalar çerçevesinde yürütülmekte olup, anılan Kararın amacı, ithalatın ülke ekonomisi yararına ve uluslararası ticaretin gereklerine uygun olarak düzenlenmesini sağlamaktır. İthalata ilişkin mevzuatı hazırlamaya, ithalatın her aşamasında gerekli görülen değişiklikleri yapmaya ve önlemleri almaya, ülke malları f
iyatlarının gerektiğinde kontrolünü yapmaya veya yaptırmaya, özel ve zorunlu durumları inceleyip sonuçlandırmaya 9.12.1994 tarih ve 4059 sayılı kanunun 3/b maddesi uyarınca Dış Ticaret Müsteşarlığı yetkili kılınmıştır.1- İthalat mevzuatının hukuki çerçeves
iYürürlükteki İthalat Rejimi Kararı (ek ve tadilleri) 20.12.1995 tarih ve 95/7606 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde 31.12.1995 tarih ve 22510 (mü.) sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak uygulamaya konulmuştur. Sözkonusu Bakanlar Kurulu Kararı'nda "Ekli İthalat Rejimi Kararının yürürlüğe konulması, Devlet Bakanlığı'nın 18.12.1995 tarihli ve 85062 sayılı yazısı üzerine, 20.2.1930 tarihli ve 1567 sayılı Kanunun değişik 1'nci, 19.7.1972 tarihli ve 1615 sayılı kanunun 19 ve 20'nci, 14.5.1964 tarihli ve 474 sa
yılı Kanunun değişik 2'nci 6.5.1986 tarihli ve 3283 sayılı Kanunun 2'nci maddeleri ile 2.2.1984 tarihli ve 2976 sayılı Kanun hükümlerine göre, Bakanlar Kurulu'nca 20.12.1995 tarihinde kararlaştırılmıştır" denilmektedir.İthalat Rejimi Kararı'nın dayandığı sözkonusu kanunlara ilişkin özet bilgiler aşağıdadır:
a) 1567 sayılı Kanun
Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 1567 sayılı Kanun'un yürürlük süresi ondört kez uzatılmış, daha sonra 25.2.1970 tarihinde 1224 sayılı Kanun ile sözkonusu Kanun süresiz olarak uzatılmış bulunmaktadır. Bu Kanunun 1'inci maddesinde "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine
yarayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımmında kararlar ittihazına İcra Vekilleri Heyeti selahiyetlidir" denilmektedir.Ülkemizde, kambiyo ve döviz hukuku, 1928 dünya ekonomik krizinden sonra beliren lüzum ve zaruretlere uyularak 1930 yılında geçici bir süre için yürürlüğe konulan 1567 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Hükümetce döviz piyasasını doğrudan denetleyebilmek, dış ödemeler bilançosunun olumsuzluklarının giderilmesi amacıyla gündeme gelen ve ana felsefesi 1929 ekonomik bunalımına karşı para değeri korumak olduğu ileri sürülen bu Kanun ile, aslında ulusal bir ekonomi politikasının uygulanması hedeflenmiştir. Başlangıçta sadece Bakanlar Kuruluna, kambiyo ve döviz işlemlerinin düzenlenmesi ve sınırlandırılmasına ve Türk parasını kıymetini koruma konusunda gerekli görülecek karar ve tedbirleri almaya yetki veren, bir diğer ifadeyle; kambiyo ve nukut işlemlerine Hükümet müdahalesi temin eden ve bazı yasak ve ceza müeyyideleri ihtiva eden bu Kanun yedi maddeden oluşmaktadır. Bu Kanuna dayanılarak çıkarılan muhtelif kararlar ve tebliğler ile kambiyo kontrolü amaçlanmaktadır. Son yıllardaki yumuşamalara rağmen bu kontrol elan devam etmektedir. Ancak, T.C. Merkez Bankasının aracılık işlemlerinden çekilmesi ve dış ticaret işlemlerinde ticari bankaların yetkili kılınması bankalara kişilik kazandırmış ve genişletilmiş bir kambiyo kontrol sistemi çerçevesinde ticari bankalara uluslararası bankalar gibi işlem yapma olanağı verilmiştir. İthalatta döviz transferlerine ilişkin hususlar, 1567 sayılı Kanun ve bu Kanun'a istinaden yayımlanan 32 sayılı Karar (ek ve tadilleri) çerçevesinde yürütülmektedir.
b) Mülga 1615 sayılı Kanun
19.7.1972 tarih ve 1615 sayılı Gümrük Kanunu 27.10.1999 tarih ve 4458 sayılı (yeni) Gümrük Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. 4458 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, niteliğine, miktarına, menşeine, yükleme veya varış ülkesine bakılmaksızın, bir eşya, belirlenmiş şartlar altında her zaman gümrükçe onaylanmış işlem veya kullanımlardan birine tabi tutulabilir. Bakanlar Kurulu; kamu ahlakı, kamu düzeni, kamu güvenliği, insan, hayvan ve bitki sağlık ve hayatlarının korunması, sanatsal, tarih veya arkeolojik değeri olan ulusal hazinelerin korunması, fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması gerekçeleri ile eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulmasına yasaklama veya kısıtlamalar koyabilir. Türkiye ile ticaret, taşımacılık anlaşması bulunmayan ve imzalanmış anlaşmaları süresinden önce tek taraflı olarak kısmen veya tamamen hükümsüz bırakan veya Türk kara, hava ve deniz taşıtlarına karşı yasaklama ve kısıtlamalar koyan veya bunlar hakkında farklı işlemler uygulayan yabancı ülkelere ait eşya ve taşıtlara, karşılık olmak üzere, yasaklama veya kısıtlamalar koymaya ve farklı işlemler veya farklı tarifeler uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir" denilmektedir.
c) 474 sayılı Kanun
25.5.1964 tarih ve 474 sayılı 5383 sayılı Gümrük Kanununa Bağlı Gümrük Giriş Cetvelinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 2 inci maddesinde “Uzun süreli kalkınma planının hedeflerini gözönünde bulundurarak Gümrük Giriş Tarife Cetvelinin mali ve koruyucu etkisini ülke ekonomisine en uygun nitelikte tutmak amacıyla, Maliye Bakanlığının, Gümrük ve Tekel Bakanlığı ve ilgili diğer bakanlık ve kuruluşların görüşlerini alarak önereceği kararnamelerle Gümrük Giriş Tarife Cetvelinde gösterilen gümrük vergisi ve ithalde alınan diğer vergi ve resim oranlarını, ithal edilecek maddelere göre değiştirmeye ve tarifelerdeki notlarda gerekli değiştirmeleri yapmaya ve bu değişikliklerin uygulanmasına ilişkin usul ve şartları tespit etmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu suretle yapılabilecek değişikliklerden mevcut had ve nispetleri arttırıcı mahiyetteki ilaveler kıymet esasına göre vergilendirilenlerde,ilgili malın gümrük vergisine esas olan değerinin, ölçü esasına göre vergilendirilenlerde mevcut spesifik haddin yüzde ellisinden fazla olamaz” denilmektedir.
Yukarıdaki maddenin anlamı; bu Kanunun eki Gümrük Giriş Tarife Cetvelinde yer alan eşyanın gümrük vergisi had ve nispetleri Bakanlar Kurulu’nca sıfıra kadar indirilebilir veya bu cetveldeki had ve nispetlerin yüzde ellisine kadar arttırılabilir. Bakanlar Kurulu ayrıca, tarifedeki notlarda gerekli değişiklikleri yapmaya, bu değişikliklerin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye de yetkilidir. Sözkonusu madde hükmüne göre; Bakanlar Kurulu’nun mevcut kanuni vergi had ve nispetleri indirme yetkisine herhangi bir sınırlama getirilmemekle beraber, arttırıma ilişkin yetkisi en fazla yüzde elli oranında olmak üzere sınırlandırılmış bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu, bu yetkisini, gümrük vergisi’nin mali ve koruyucu etkisini gözönünde tutarak İthalat Rejimi Kararı ile kullanmakta ve Gümrük Giriş Tarife Cetveli’nde yer alan maddelerin ithalatında tahsil edilen “ gümrük vergisi oranlarını” madde bazında belirlemektedir.
İkinci Dünya Savaşını müteakip dünyanın ekonomik konjonktürü ve dış ticaret ilişkilerinin giderek artışı, birçok ülkenin gümrüklerinden yapısal değişiklerini beraberinde getirmiş ve ülkemizde Avrupa’daki sistemleri kapsayan 5383 sayılı Gümrük Kanunu’nu yürürlüğe koymuştur. 5383 sayılı Kanun doğrudan doğruya kambiyo denetlemesi ile ilgili olup, o günkü dış ticaret rejimimizin dayanaklarından 12'nci maddesi ile dolaylı olarak kambiyo rejimimizi ilgilendiren 13 ve 14'üncü maddelerine aşağıda değinilmiştir.
Sözkonusu Kanun'un 12'nci maddesinde, “iç ve dış güvenliğin savunması, kamunun, hayvan ve ürünlerin hastalıklardan korunması, tarih ve sanat eserlerinin memleketten çıkışının önlenmesi maksadıyla Bakanlar Kurulunca giriş, çıkış ve transit serbestliği her vakit kısıtlanabileceği gibi mali ve iktisadi zaruretler halinde de aynı çarelere başvurulabilir” denilmektedir. Bu maddenin son hükmü ile hükümete verilen yetki “mali ve iktisadi zorunluluklar”ın mevcudiyeti halinde ithalat kısıtlamalarına başvurma yetkisidir. Kambiyo denetlemesinin ortaya çıkış nedenlerinden en önemlisinin dış ticaret güçlüğü diğer bir ifadeyle “ithalat” olduğu gözönünde tutulduğunda 5383 sayılı Kanun’un bu maddesinin 1567 sayılı Kanun kadar önemli bir kambiyo denetleme aracı olarak kullanılabileceği anlaşılmış olur. Nitekim, o dönemlerde dış ticaret rejiminin dayanağı esas itibariyle 5383 sayılı Kanun’un bu maddesi olmuştur. Kanun’un 13'ncü maddesi hükümete bir “mukabel-i misil” olanağı vermiş, bu husus o dönemin dış ticaret rejimlerini de kapsamına almıştır. Bu madde gereğince, Türkiye ile ticaret anlaşması yapmayan ülkelerden yapılacak ithalata hükümetçe sınırlamalar amaçlanmıştır. Diğer taraftan, kanun’un 14 üncü maddesinde hükümet, “Türkiye’ye yolladığı malları Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanunun takip ettiği gayeyi sarsacak şekilde gizli veya açık surette prim, damping ve benzeri tedbirlerle teşvik eden memleketler eşyası hakkında bu tedbirleri tesirsiz bırakacak yüksek tarifeler uygulamaya ve başka çarelere başvurmaya” yetkili kılınmıştır. Bu madde, misliyle karşılık verme maddesi olmakla birlikte, hükümete, başka ülkelerin aldıkları tedbirlerle ülkemizde uygulanan kambiyo denetlemesi tedbirlerini etkisiz kılma çabalarını da karşılama yetkisini -zımmen- vermekte, böylece bir kambiyo denetleme vasıtası anlamı taşımaktadır. 5383 sayılı Kanun muhtelif tarihlerde beş kez değişikliğe uğramış olup, bu kanunlar içinde en önemlisi “spesifik sistem”den, “ ad valorem” sisteme geçiş ve gümrük vergilerinde taksitlendirme esasını getiren 474 sayılı Kanundur.
d) 3283 sayılı kanun
13.5.1986 tarih ve 3283 sayılı Bazı Kanunlarla Tanınmış Olan Gümrük Muafiyetlerinin Kaldırılması Hakkında Kanun'un 1'inci maddesinde “Bu maddede saklı tutulanlar ile milletlerarası anlaşmalar ve resmi dış kredi anlaşmalarına dayanılarak çıkarılanlar dışındaki kuruluş kanunları veya başka kanunlar ile kamu kurum ve kuruluşları (belediyeler dahil), kamu iktisadi teşebbüsleri, bunların bağlı ortaklıkları ve müesseseler ile özel kuruluşlar ve gerçek ve tüzel kişilere tanınan ithalde alınan her türlü vergi, resim ve harç muafiyeti hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.” denilmektedir. Diğer taraftan, sözkonusu Kanun’un 2'nci maddesinde ise "Birinci maddede belirtilen, kurum, kuruluş, teşebbüs, bağlı ortaklık ve müesseseler için gümrük vergisi ile ithalde alınan diğer vergi, resim ve harçlardan muafiyet tanımı hususunda Bakanlar Kurulu’na yetki verilmiştir." hükmü yer almaktadır. Bakanlar Kurulunun kurum, kuruluş ve kişi bazında muafiyet tanımı yetkisi “özel kararname” ler ile kullanılabileceği gibi İthalat Rejimi Kararı’nda Milli Savunma Bakanlığı'na muafiyet tanınması gibi uygulamalarda mevcut bulunmaktadır.
e) 2976 sayılı kanun
15.2.1984 tarih ve 2976 sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 1'inci maddesinde “Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına düzenlenmesini sağlamak amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler konulması ve kaldırılması, bu yükümlülüklere ilişkin esasların tesbit edilmesi ve oluşan fonların kullanılması bu Kanun hükümlerine göre yürütülür” denilirken, bu Kanun’un 2'inci maddesi “Bakanlar Kurulu bu Kanun kapsamındaki konularda düzenlemeler yapmaya yetkilidir.” hükmünü koymuş bulunmaktadır. Söz konusu Kanun'un ek mali yükümlülüklere ilişkin 3 üncü maddesinde ise “ithalat, ihracat veya dış ticaret işlemleri üzerine konulan ek mali yükümlülüklerin nevi, miktarı, tahsili, takibi, iadesi gerektiğinde bütçeye irad kaydedilmesi, bir fonda toplanması ve fonun kullanım esasları Bakanlar Kurulu Kararında gösterilir. Ek mali yükümlülüklerin tahsilinde 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun Uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. Nitekim, Bakanlar Kurulu ( bu Kanunun 2'inci maddesinde belirtilen yetkiye istinaden), ithalat işlemleri üzerinden tahsil edilmek üzere çeşitli fonlar ihdas etmiş bulunmaktadır. Bunlara, Toplu Konut Fonu ile hali hazırda ithalata ilişkin hükümleri yürürlükten kaldırılan Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu örnek olarak gösterilebilir.
2- Uluslararası anlaşmalar ve diğer mevzuat
İthalat Rejimi Kararı dışında ithalata ilişkin hüküm içeren mevzuatı uluslararası anlaşmalar ve diğer mevzuat olmak üzere iki ayrı başlık altında toplamak mümkündür.
a) Uluslararası anlaşmalar
Usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası anlaşmalar T.C. Anayasası'nın 90'ıncı maddesi uyarınca kanun hükmünü taşımaktadır. Bu itibarla, bu anlaşmalardan ithalata ilişkin hüküm içerenler (örneğin; Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kuran Anlaşmanın yetki alanına giren ürünlerin ticaretine ilişkin Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye ile EFTA ülkeleri arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye ile bazı ülkeler (İsrail, Romanya, Macaristan, Litvanya, Bulgaristan, Estonya, Bosna-Hersek, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri ve Makedonya ile akdedilen serbest ticaret anlaşmaları, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kuruluş Anlaşması, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, vb.) ithalata ilişkin mevzuata dayanak teşkil etmektedir .
b) Diğer mevzuat
İthalata ilişkin hükümler içeren diğer mevzuat aşağıda belirtilmektedir:
Yukarıda sayıları ve isimleri belirtilen kanunlar ve kanun hükmünde kararnamelerin uygulanmasına ilişkin olarak çıkarılan tüzükler, Bakanlar Kurulu kararları, yönetmelikler ve tebliğlerin de gözönünde tutulması zorunludur.
3- İthalattan tahsil edilen mali mükellefiyetlere ilişkin mevzuat
4458 sayılı Gümrük Kanununun 181 inci maddesi hükmü uyarınca, gümrük vergisi tahsilatı, ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihte yürürlükte bulunan 474 sayılı Gümrük Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanun eki Gümrük Tarife Cetvelinde belirtilen vergi oranları üzerinden yapılmakta, 474 sayılı Kanunun Bakanlar Kuruluna verdiği yetkiyi bu Kurul, İthalat Rejimi Kararı ile kullanmaktadır.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesi uyarınca her türlü mal ve hizmet ithalatı, bu Kanunun 28 inci maddesine istinaden yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu Kararlarında belirtilen oranlarda Katma Değer Vergisine tabi tutulmaktadır. Verginin matrahını, ithal edilen malın Gümrük Vergisine esas kıymeti, Gümrük Vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın gümrük vergisinden muaf olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dahil CIF değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe saptanacak değerine, ithalat sırasında ödenen her türlü vergi, resim, harç ve paylar ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemelerin eklenmesi suretiyle bulunacak miktar oluşturmaktadır. Söz konusu Kanunun 10 uncu maddesine istinaden, ithalatta Katma Değer Vergisi ödeme mükellefiyeti, 4458 sayılı Kanun’a göre gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başlaması, gümrük vergisine tabi olmayan işlemlerde ise fiili ithalin yapılması ile başlamaktadır.
3074 sayılı Akaryakıt Tüketim Vergisi Kanununun 2'nci maddesinde; bu verginin mükellefinin, akaryakıtların satışını yapan rafineri şirketleri ile ithalatı gerçekleştiren kuruluşlar olduğu belirtilmiştir. Bu Kanunun 3 ve 4 üncü maddelerine istinaden; rafineri şirketleri için gümrüklü rafineri satış fiyatı her ne ad altında olursa olsun müşteriden alınan veya müşterinin borçlandığı para veya diğer değerlerin toplamını ifade eden satış bedeli üzerinden, bu Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen alt ve üst limitler içinde kalmak kaydıyla Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranlarda, Akaryakıt Tüketim Vergisi tahsil edilmektedir.
2985 sayılı Toplu Konut Fonu Kanunun 1'inci maddesinde “Konut ihtiyacının karşılanması, konut inşaatını yapanların tabi olacağı usul ve esasların düzenlenmesi, memleket şart ve malzemelerine uygun endüstriyel inşaat teknikleri ile araç ve gereçlerin geliştirilmesi ve devletin yapacağı desteklemeler için Toplu Konut Fonunun meydana getirilmesi ve kullanılması bu Kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir. Söz konusu Kanunun 2'nci maddesinde T.C. Merkez Bankası nezdinde bir Toplu Konut Fonu oluşturulmuş ve bu fonun kaynakları saptanmıştır. 1983-1996 yılları arasında ithal malları üzerinden Toplu Konut Fonu tahsil edilmiş ve tahsil edilen meblağlar bu Fon’un en büyük gelir kalemini oluşturmuştur. İthalatta tahsil olunan bu fon, ülkemiz ile yoğun ticari ilişkilerde bulunan ülkelerin haklı tepkisine yol açmıştır. Çünkü, GATT üyesi ülkeler birbirlerine danışmadan, ayrıca GATT’ın izni olmadan ek vergi yükümlülüğü, ek önlemlere başvuramazlar. Nitekim, Avrupa Birliğine olan yükümlülüklerimiz çerçevesinde, tarım ve işlenmiş tarım ürünleri dışındaki malların ithalatından tahsil edilen bu Fon’un uygulamasına 1996 yılı İthalat Rejimi Kararı (ve ek Karar) ile son verilmiş, tarım ürünleri ithalatında (balık ve diğer su ürünleri hariç) uygulanmakta olan Fon, gümrük vergisine dönüştürülmüştür.
“Ham Petrol ve Petrol Ürünlerinin Alım, Satım ve Fiyatlandırma Esasları ile Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu’nun İşleyişi Hakkında” 89/14264 sayılı Karar’ın 6'ncı maddesi hükmü çerçevesinde; petrol ürünlerinin tüketiciye intikalinde fiyat istikrarını temin etmek maksadıyla, gümrüklü rafineri satış fiyatı ve gümrüklü ithal fiyatı üzerinden, süper benzin, kurşunsuz benzin, normal benzin, gazyağı, motorin, jet yakıtı, kalorifer yakıtı ile 5 ve 6 nolu fuel-oil ithalatlarında Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu tahsil edilmektedir.
3238 sayılı Kanun ve bu Kanuna istinaden yayımlanan 87/12468 sayılı Karar uyarınca; bazı alkollü içkiler ile tütün mamulleri ithalatında değişir tutarlarda Savunma Sanayii Destekleme Fonu tahsil edilmekted
ir.91/1755 sayılı Karar’a istinaden 27.7.1991 tarihli ve 20942 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tütün Fonu Yönetmeliğinin 4'üncü maddesi çerçevesinde; yabancı tütün ile yurt içinde harmanlanmış ve imal edilmiş sigaraların bünyesine giden yabancı tütünün ithali sırasında ve üretilmiş durumda ithal edilen sigaraların ithalatında bünyesinde bulunan yabancı tütüne istinaden paket başına Tütün Fonu alınmaktadır.
88/13458 sayılı Karar’a istinaden T.C. Merkez Bankası nezdinde oluşturulan bu Fon’un amacı; yatırımların, ihracatın, döviz kazandırıcı hizmetlerin ve kredilerin Kalkınma Planları ve Yıllık Programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak yönlendirilmesi ve desteklenmesini sağlamak, yatırımların finans
manında düşük faizli kredi kullandırılmasını temin etmek, Hazine Müsteşarlığınca yapılacak araştırma, eğitim ve tanıtım faaliyetleri, yatırımların değerlendirilmesi, takip ve kontrolü ile ilgili harcamaları karşılamaktır.“Yatırımlarda Devlet Yardımları ve Yatırım Teşvik Fonu Esasları Hakkında” 98/10755 sayılı Karar’ın 12'nci maddesinde yatırımları Teşvik Fonu’nun gelir kalemleri belirtilmiştir.88/12944 sayılı “Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Hakkında Karar” ile kalkınma planı ve yıllık programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak yatırımların yönlendirilebilmesi ve ihtisas kredilerinde kredi maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla, 1211 sayılı Kanun’un 3098 sayılı Kanunla değişik 40 ıncı maddesine istinaden T.C. M
erkez Bankası nezdinde “Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu” oluşturulmuştur. Bu Fonun kaynakları arasında “kabul kredili, vadeli akreditif ve mal mukabili” ödeme şekline göre ithalattan yapılacak kesinti tutarları da yer almaktadır.4342 sayılı Mera Kanunu'nun 30'uncu maddesi uyarınca T.C. Merkez Bankası nezdinde kurulan Mera Fonu’nun gelirleri arasında “yurt dışından ithal edilen canlı hayvanların CIF bedelinin yüzde beşi ile hayvansal ürünlerin CIF bedelinin yüzde sekizi, yurt dışından ithal edilen alkollü içki, tütün ve tütün mamullerinin ithal bedelinin yüzde üçü” yer almaktadır.
4- İthalat Rejimi Kararı ve Gümrük Mevzuatı Dışında Kalan Mevzuat
İthalat yapılırken sadece İthalat Rejimi Kararı ve Gümrük Mevzuatında belirtilen esaslar değil, yürürlükteki İthalat Rejimi Kararı’nın 4 üncü maddesinde belirtildiği şekilde İthalat Rejimi Kararı ve Gümrük Mevzuatı dışında bunlardan ayrı olarak düzenlenen mevzuat’da gözönünde tutulmalıdır. Nitekim, Gümrük Birliği çerçevesinde, Türkiye-Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi’nin 6.3.1995 tarih ve 1/95 sayılı Karar’ın 12'nci maddesiyle; tekstil ve konfeksiyon ürünlerine serbest dolaşımın sağlanması amacıyla Topluluğun bu konudaki ticaret politikası önlemlerinin Türkiye tarafından üstlenilmesinin öngörülmesi nedeniyle ithalata ilişkin bazı hususlarda gerek duyulan yeni mevzuat düzenlemeleri getirilmiştir. İthalat Rejimi Kararının 3'üncü maddesinde “Türkiye ile ticari ilişkilerinde ticaret ve ödemeler dengemizi bozacak nitelikte kayıtlar koyan veya uygulama yapan, anlaşmalar ile kararlaştırılan yükümlülüklerini yerine getirmeyen, İthalat Rejimimizin genellik ilkesi ile bağdaşmayacak şekilde ayırıcı işlemler uygulayan ülkeler, kuruluşlar ve firmalar hakkında taraf olduğumuz uuluslar arası anlaşmalar çerçevesinde uygun görülecek gerekli önlemler alınır” denilmektedir. Söz konusu maddeye istinaden aşağıdaki mevzuat 1.6.1995 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuştur.
Diğer taraftan, yukarıda belirtilen mevzuattan ayrı olarak, 14.6.1989 tarih ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun (bu Kanunun bazı maddeleri 25.7.1999 tarih ve 4412 sayılı Kanun ile tadil edilmiştir) ve buna ilişkin mevzuat da mevcut bulunmaktadır. Söz konusu tüm mevzuat; yerli sanayinin ve tüketicinin korunması, ithalatın kamu yararına düzenlenmesini sağlama amaçlarıyla yürürlüğe konulmuştur.
C- Standardizasyon mevzuatı
Standartlaşma denilen kavram, tarımsal ve endüstriyel uğraşılarda, “benzer”, “tıpkı” veya “bir örnek” anlamına gelir. Bir tarım veya sanayi ürününden “standart” olarak söz ediliyorsa, yani “bu mal standarttır” deniliyorsa, anlatılmak istenen bu malın hep ayni özellikleri gösterdiği, yapısının ayni olduğu, değişik zamanlarda da üretilse devamlı benzer özellikleri taşıdığıdır. Standartlaştırma; bir malın belirli ölçüler içinde üretilmesi veya malın belirli niteliklere ve ölçülere uygunluğunun
sağlanması ile bunların tüketicilere ulaşıncaya kadar özelliklerinin korunması ve denetlenmesi çalışmalarıdır. İşletmelerin sağlıklı bir şekilde büyümesi, işletmeler arasındaki haksız rekabetin önlenmesi, tüketicilerin korunması ve verimli bir üretimin sağlanmasına yardımcı olan standartlaştırma sonucu işletmeler standart üretimde bulunacağı için, maliyetlerin eşit olması ürünlerin satış fiyatlarını da eşitleyeceğinden işletmelerin rakip piyasalarda eşit koşullar altında rekabet edebilmesi mümkün olabilmektedir.Ülkemizde dış ticarette teknik düzenleme, standardizasyon, uygunluk değerlendirmesi ve belgelendirme faaliyetleri, Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejimi Kararı ile bu Karara istinaden çıkarılacak yönetmelik, tebliğler ve talimatlar ile iki taraflı veya çok taraflı uluslar arası anlaşmalar çerçevesinde yürütülmekte olup bu Kararın amacı; dış ticarette uygulanacak teknik mevzuat, spesifikasyon ve standartların uluslar arası ticarete gereksiz engel teşkil edecek bir yapıya dönüştür
ülmesini önlemek ve ticaret hacmini artırmaktır. Dış ticarete konu olan ürünlerden gerekli görülenlerin standartlaştırılmasını sağlamaya, standardı veya teknik düzenlemesi bulunmayan maddelerin, standart veya teknik düzenlenmesi hazırlanıncaya kadar, uygunluk değerlendirmesine esas olacak özelliklerini saptamaya, gerekli denetimleri yapmaya veya yaptırmaya 9.12.1994 tarih ve 4059 sayılı kanun’un 3/f maddesi uyarınca Dış Ticaret Müsteşarlığı yetkili kılınmıştır.İhracat ve ithalata konu olan mallardan gerekli görülenlerin teknik mevzuatına ve/veya standardına uygunluğunun veya kalitesinin değerlendirilmesi veya belgelendirilmesi; Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejimi Kararı ve Türk Standartlarının u
Yürürlükteki Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardtizasyon Rejimi Kararı 8.1.1996 tarih ve 96/7794 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde 1.2.1996 tarih ve 22541 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak uygulamaya konulmuştur. (96/7794 sayılı Karar’da 1.12.1997 tarihinde 97/10308 sayılı Karar ile bazı değişiklikler yapılmıştır.) 96/7794 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda “Ekli Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejimi Kararının yürürlüğe konulması 28.7.1967 tarihli ve 933 sayılı Kanun’un 2'nci maddesinin (e) bendine ve 19.7.1972 tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 19'ncu maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 8.1.1996 tarihinde kararlaştırılmış” denilmektedir.
Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Kararı’nın dayandığı sözkonusu kanunlara ilişkin özet bilgiler aşağıdadır:
Kalkınma Planının Uygulanması Esaslarına Dair Kanun'un 2/e maddesinde “Bakanlar Kurulu standart ve kalite kontrolü konularında tatbikatı geliştirici tedbirler almaya yetkilidir. Bu kontrollerin hizmetin icaplarına göre sıhhatli ve süratli bir tarzda yapılabilmesini sağlamak amacıyla, mesai saatleri dışında ek mesai ücreti ödenmek şartıyla veya mukaveleli personel çalıştırmak hususunda kararname çıkarmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir” denilmektedir.
19.7.1972 tarih ve 1615 sayılı Gümrük Kanunu 27.10.1999 tarihinde 4458 sayılı (yeni) Gümrük Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Mülga 1615 sayılı Kanunun 19'uncu maddesinde yer alan “İç ve dış emniyetin korunması, tarih ve sanat eserlerinin memleketten çıkarılmasının önlenmesi maksadıyla veya mali ve iktisadi zaruretler halinde Bakanlar Kurulu Kararıyla eşyanın giriş, çıkış, transit ve aktarma serbestliği kısıtlanabilir veya kaldırılabilir” hükmü, 4458 sayılı Kanunun 55/2 inci maddesind
e “Bakanlar Kurulu; kamu ahlakı, kamu düzeni, kamu güvenliği, insan, hayvan ve bitki sağlık ve hayatlarının korunması, sanatsal, tarihi veya arkeolojik değeri olan ulusal hazinelerin korunması, fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması gerekçeleri ile eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulmasına yasaklama veya kısıtlamalar koyabilir” şeklinde değiştirilmiş bulunmaktadır.19.6.1930 tarih ve 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men-i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkında Kanun’un 1'nci maddesinde "Dahili ve harici menfaatlerini korumak ve ticaret malları üzerinde tağşiş ve hilelere mani olmak üzere menşei nebati, hayvani, bilumum mevat ile bunların nim mamul ve mamullerini veyahut bunların terkibinden husule gel
en mevaddın izharına, imaline, tarihine muayyen sınıf ve nevilere tefrikine, ambalajlarına, zarflarına, alım ve satım ve nakil ve muhafazalarına ve bu hususta tabi olacakları usul ve şartlar ve bu gibi mevat için hususi veya milli muayyen alamet ve izahat istimali mecburiyetine müteallik tedbirler almaya Hükümet mezundur. Hükümet, bu mezuniyet dahilindeki tedbirleri tatbike, alakadar teşekküllerin mütalaasını aldıktan ve beynelminel teamülleri tetkik ettikten sonra, ihraç mallarımızın en müsaitlerinden başlar. 1593 numaralı Umumi Hıfzıssıhha Kanunun'un 182 ve 183 üncü maddeleri hükümleri mahfuzdur" denilmekte ve bu Kanunun 2'nci maddesinde ise “Birinci madde mucibince Hükümet tarafından tespit olunup usulu vechile ilan edilen vasıf ve şartlara uygun olmayan mevaddın satış ve ihracı men olunabilir” hükmü yer almaktadır.15.6.1936 tarih ve 3018 sayılı (1705 sayılı Kanuna ek) Kanun; ihracat ticaretiyle iştigal edecek tüccarın; İktisat Vekaletinden ruhsatname alması gerektiğini, ihraç edeceği mallar ve ihrac işlemlerine dair bilgi sahibi olması lüzumuna, sadece ruhsatnamede belirtilen malları ihraç edebileceği, ruhsatnameli tüccarın bir araya gelerek birlikler oluşturmasına dair hükümler taşımaktadır. Bu Kanun, 3488 sayılı “Uygulama İmkanı
Kalmamış Olan Kanunların Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun” ile 8.11.1988 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.Ticaret ve Sanayi Bakanlıklarınca birlikte hazırlanan ve Danıştayca incelenmiş olan “Türk Standartlarının Uygulanması Hakkında Tüzük” 6/7677 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 7.2.1967 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Bu Tüzük’ün 1 inci maddesinde “1705 ve 3018 sayılı Kanunlar gereğince iç ve dış ticaret menfaatlerini korumak ve ticaret malları üzerinde tağşiş ve hilelere mani olmak üzere bitki, hayvan ve maden asıllı maddelerin tümü ile bunların yarı ve tam mamullerinin yahut bunların bileşiminden meydana gelen maddelerin hazırlanmasına, imaline, temizlenmesine, belirli sınıf ve nevilere ayrılmasına ilişkin olup, 18.11.1960 tarihli ve 132 sayılı Kanuna dayanılarak kabul olunan Türk Standartlarından Bakanlar Kurulu Kararıyla mecburi kılınanların uygulanması bu Tüzük hükümlerine tabidir” denilmekte ve bu Tüzük’ün 4'ncü maddesinde “Türk Standartları; malın üretimi, satışı, ihracı veya ithali safhalarından biri veya bir kaçı veya hepsi için mecburi kılınabilir. Buna göre, mecburi kılınan standarda aykırı olarak, malın üretimi, satışı, ihracı veya ithali yasaktır. Ancak, Bakanlar Kurulu, memleket ekonomisinin zorunlu kıldığı hallerde; standardına uygun olmayan malların ithaline veya belgelerine veya ambalajlarına veya belge ve ambalajlarına (mal ve ambalaj standart değildir) veya (mal standart değildir) veya (ambalaj standart değildir) gibi deyimler yazılmak suretiyle standardına uygun olmayan malların üretilerek ihracına izin verebilir. Bu işlemlerin şekil ve şartları Bakanlar Kurulu Kararında belirtilir” hükmü yer almaktadır. Mezkur Tüzük’ün 6'ncı maddesi ise “Mecbur kılınan Türk Standartlarının kapsamına giren mallar, ilgili Bakanlıkça görevlendirilenler tarafından bu Tüzük hükümlerine ve standartlarındaki esaslara göre denetlenir” denilmektedir.
Nitekim, Dış Ticaret Müsteşarlığınca 18.6.2000 tarih ve 24083 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Yönetmeliğinin 1'inci maddesinde “İhracat ve ithalata konu mallardan gerekli görülenlerin standardına veya teknik düzenlemesine uygunluğunun veya kalitesinin değerlendirilmesi ve belgelendirilmesi, 6/7677 sayılı Tüzük hükümlerine Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejimi Kararına ve Karar’da değişiklik yapılmasına ilişkin Karara, bu Yönetmelik hükümlerine, teknik düzünlemelerde veya standartlarda belirtilen esaslara ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca yayımlanacak tebliğlere ve verilecek talimatlara göre yapılır” hükmü yer almaktadır.
III - Son Söz : Ab ita lex scripta, ignorantia legis neminem excusat
Ülkemizde, dış ticaret politikalarının tespitine yardımcı olma, saptanan politikalar çerçevesinde ihracat, ithalat ve standardizasyon hizmetlerinin, ikili ve çok taraflı ticari ve ekonomik ilişkilerin düzenlenmesi, uygulanması, uygulamanın izlenmesi ve geliştirilmesi görevi, 4059 sayılı Kanun ile Dış Ticaret Müsteşarlığına tevdi olunmuştur. Anılan merci, görev ve yetki alanına gir
en konularda gerek Teşkilat Kanunu gerekse yürürlükteki muhtelif kanunların hükümlerine istinaden Bakanlar Kurulu Kararnameleri ilişiğinde çeşitli kararları yürürlüğe koymakta ve bu kararlara istinaden uygulamaların yapılabilmesini teminen yönetmelikler, tebliğler ve talimatlar hazırlamaktadır. Ancak, dış ticaret uygulamalarına mehaz teşkil eden temel (asli) Kanunlar dışında Dış ticaret işlemlerine ilişkin hükümler içeren ve dış ticaret Müsteşarlığı dışında başka kurum ve kuruluşlara görev ve yetki veren mevzuatın da bulunduğu hatırda tutulmalıdır. Zira, dış ticaret işlemleri, malların çıkış ve/veya girişinin düzenlenmesini içeren kaideler silsilesidir. Dolayısıyla, ulusal dış ticaret mevzuatına yön veren yasaların ilgili hükümlerinin öğrenilmesinin girişimcilere yararlı olacağı şüphesizdir. Son söz, başlıkta kullandığımız Latince deyimden “mademki kanunu yapılmış, o halde kanunu bilmemek mazeret sayılmaz”Kaynakça