DTÖ ANLAŞMAZLIKLARIN HALLİ SİSTEMİNİN DAMPİNGE KARŞI ÖNLEMLER İLE TELAFİ EDİCİ ÖNLEMLER BAĞLAMINDA GENEL BİR DEĞERLENDİRMESİ

                              

Hüseyin ÖZTÜRK

Ticaret Müşaviri

Avrupa Birliği Nezdinde

Türkiye Daimi Temsilciliği

 

Bu çalışmanın bir amacı herhangi bir disipline bağlı kalmaksızın fikir jimnastiği yapmaya çalışmak ve ufkumuzun el verdiği ölçüde hazırlık safhası dahil ülkemizde gerekli yankıyı bulamadığına inandığımız Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kuruluş Anlaşması ile başlayan yeni döneme ve özellikle anlaşmazlıkların halline ilişkin kurallara bir kez daha dikkat çekmektir.

Bu noktada, söze, “Eylemsiz vizyon (ileri görüş) hayal; vizyonsuz (ileri görüşsüz) eylem ise kabustur.” şeklindeki Japon atasözü ve bir Alman bankacı olan Helmut Hausmann’nın “Kim ekonomide herhangi bir şeyi harekete geçirmek istiyorsa, o kişi önce kendisi harekete geçmek zorundadır”. şeklindeki ifadesini dile getirerek, başlamanın daha anlamlı olacağına inanıyorum.

Ulaşılan sonuçlar ölçüsünde çalışmanın diğer bir amacı ise, şu günlerde sıkça gündeme getirilen kurum kültürüne olumlu katkıda bulunmaktır. Bu katkının derecesinin, küreselleşmenin ülkemize ve özellikle kurumumuza karşı gerçekleştirdiği meydan okumaya verilecek cevap bağlamında gerek yeniden yapılanma ihtiyacının hissedilmesi gerekse işlerin niteliğinde ve yapılış tarzında değişiklik sağlanması ile doğru orantılı olacağı hususu izahtan varestedir.

 Diğer bir anlatımla, küreselleşme geniş kapsamlı dışa açılma ve değişimin son safhası ise her değişim gibi hazırlıksız yakalanılması halinde fırsatlardan yararlanılması imkansız hale gelebilecek ve umulan kategorik fayda hasıl olmayacaktır. Bu noktada, mutat hale gelen tepkisel eylem alışkanlığı en büyük riski; akılcı bir tarz ile önceden hazırlanarak eylem gerçekleştirme yönündeki istekler ise umudu oluşturmaktadır.

Bu itibarla, meseleyi bu güne kadar ele aldığımız şeklin dışında sistem bütünlüğü içinde irdelemeyi ve çözümlemeyi vakit geçirmeksizin öğrenmek, uygulamak ve yaygınlaştırmak zorundayız diye düşünmekteyim. Aksi takdirde, kurumsal ve bireysel açıdan ödenmesi gereken maliyet geometrik dizi gibi artmış olacaktır.

1. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Dönemi

Bu dönem, mal ve hizmetler ticareti ile fikri mülkiyet alanındaki kuralların doğrudan veya dolaylı bir şekilde etkilendiği yeni bir dönemin başlangıcı olarak tarihin kayıtlarına geçmiş bulunmaktadır.

Bununla birlikte, ülkemizin yönünün tamamen AB’ye doğru çevrilmesinin de etkisi ile DTÖ'nün ülkemiz kurumlarının dikkatlerinin bir ölçüde dışında kaldığı da bariz bir şekilde görülmektedir.

Bu konuda mevcut durumun analizi için yapılan çalışma sonucunda görülen; kurumlarımızın dışa açık olmalarına rağmen dış çevreye ve yaşanan değişikliklere uyum bağlamında hala entropi kıskacından tam olarak çıkamamış olmalarıdır. Bu noktada, entropinin, sistemin çevreye ve gerçekleşen değişikliklere uyamaması, güç kaybetmesi, bozulması ve sonunun gelmesi olarak kabul edilen tanımının verilmesi halinde konunun ciddiyetinin daha iyi anlaşılabileceği kanaati taşınmaktadır.

Buna ilave olarak, anılan yeni dönemin uluslararası ilişkilerde “güce dayalı yaklaşım”dan “kurala dayalı yaklaşım”a geçiş olarak değerlendirildiği hususu dikkate alındığında, meselenin bütün boyutları ile ortaya çıkacağı telakki edilmektedir.

Ayrıca, bu dönemde oyunun kurallarının kapsamlı bir şekilde değiştiği veya yeni oyunların hayata geçirilmeye çalışıldığı da gözlemlenmektedir. Bu durumun somut şeklini yıllık Bakanlar Konferansı ve içeriğinde görmek mümkündür. Daha açık bir anlatımla, tartışmaya açılan ticaret ve rekabet ile ticaret ve çevre ilişkisi gibi konular geleceğin anlaşmalarının ön hazırlıkları niteliğinde bulunmaktadır. Sürekli müzakere düzlemi olarak tanımlanan anılan dönemde seyirci olarak kalmak, oyun kurucular arasına katılmak veya oyuncu olmak gibi olasılıklar bulunmaktadır. DTÖ açısından yapılacak geçmiş muhasebesi sonucunda oluşturulacak yeni bir anlayışla oyuncular ve oyun kurucular arasına ağırlıklı bir şekilde katılmak ve iyi bir oyuncu olmak ulaşılması zor bir hedef olarak görülmemektedir. Kaldı ki, bu konuda ülkemizin durumu tamamen siyah ve beyaz değerlendirmesine tabi tutulamamakta olup, bir ölçüde geniş bir gri alanının bulunduğunu da göstermektedir.

Bu itibarla, kurumlarımızın ihtiyaç ölçüsünde yeniden yapılandırılması, teknolojik ve diğer değişimlere hızlı uyum sağlanabilmesi için hizmet içi eğitimin kurumsallaştırılması, sinerjik etkiden yararlanılmasını teminen sistem yaklaşımına dayanan belirli bir çağdaş yönetim tarzının hakim kılınması, yönetici adaylarının bu tarza göre önceden eğitilmeleri ve mevcut yöneticilerin bu kapsamdaki bilgilerini yenilemeleri için uyum kurslarına katılmalarının sağlanması ön plana çıkmaktadır.

Bu noktada, sürekli bir şekilde boyutları genişleyen ve içerik açısından zenginleşen dış ticaretin serbestleştirilmesi politikasının “emniyet valfi” olarak görülen, etkinliği gün geçtikçe artan ve bu durumun tabi bir sonucu olarak uluslararası ilişkilerde zaman zaman problem alanı olarak da algılanabilen ticaret politikası araçlarından dampinge karşı önlemler ile telafi edici önlemlere kısaca temas ettikten sonra yazımızın temel konusuna geçilmesinde yarar görülmektedir.

1.1. Damping ve Dampinge Karşı Önlemler

1.1.1Damping

Bir malın normal değerinin altında bir fiyatla, diğer bir söyleyişle ihracatçı ülkede tüketime konu olan benzer bir ürünün karşılaştırılabilir fiyatından daha düşük bir fiyatla ihraç edilmesi teknik anlamda damping olarak kabul edilmektedir.

Dampingin ekonomik anlamda tanımı ise ulusal piyasa ile uluslararası piyasa arasında gerçekleştirilen fiyat farklılaştırılmasıdır.

Bu çerçevede, her ne kadar GATT 1994’ün VI ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma (Anti-Damping Anlaşması) hükümleri açısından herhangi bir bağlayıcılığı olmasa da dampingin olgusunun daha iyi bir şekilde anlaşılabilmesini teminen en yaygın tasnifleri hakkında bilgi verilmesinde yarar görülmektedir. Bu noktada, J. Viner’in süreye bağlı “arada sırada yapılan damping, kısa süreli damping ve sürekli damping" ; Rober D. Willig’in yapılış amacına dayanan “ pazar genişletme dampingi, dönemsel damping, devlet ticaretine dayalı damping ve monopolleşmeye yönelik damping (stratejik damping ve yıkıcı damping)”; çıkış kaynağına göre diğer ekonomistlerce yapılan " sosyal damping, servis dampingi, navlun dampingi, kur farklılığı dampingi ” şeklindeki ayırımların, genel bir fikir vermesi bakımından yeterli olacağı düşünülmektedir. Ayrıca, bilinmesi gereken diğer bir husus ise gerek dampinge ilişkin ayırımlar gerekse önleme konu olması gereken damping çeşitleri hakkındaki tartışmaların hala devam etmekte olduğudur.

 1.1.2 Dampinge Karşı Önlemler

Dampingli ithalatın bir ülkede faaliyet gösteren üretim dalı üzerinde zarara neden olması halinde, bu zararın önlenmesine yönelik olarak uygulamaya konulan önlemler ise dampinge karşı önlemler olarak isimlendirilmektedir. Bu önlemler, dampinge karşı geçici vergiler, dampinge karşı vergiler ve bir ölçüde fiyat taahhütlerini kapsamaktadır. Anılan önlemlerin hukuki dayanak bulduğu uluslararası anlaşma ise Anti-Damping Anlaşması’dır. Bu Anlaşma ile yürütülecek soruşturmalar açısından oldukça şeffaf sayılacak ve keyfiliğin ortadan kaldırıldığı bir sistem kurulduğu anlaşılmaktadır.

Zira, söz konusu Anlaşma, bir damping başvurusunun içermesi gereken bilgiler, gizlilik kuralları, soruşturma süresi, normal değer, ihraç fiyatı, damping marjının belirlenmesi, dampingli ithalatın varlığı, yerli üretim dalı üzerinde oluşan zararın tespiti ve bu zarar ile dampingli ithalat arasında illiyet bağının kurulması, bilgi ve bulguların açıklanması, taraflara haklarını savunma imkanı tanınması, taahhüt teklifi ve kabulü, geçici veya kesin önlem alınması, dampinge karşı vergilerin süresi, bildirimler, önlemlerin gözden geçirilmesi ve uygulamadan kaldırılması başta olmak üzere teknik konularda kesin düzenlemeler içermektedir.

Ayrıca, bu Anlaşma ile yapılan uygulamalara karşı iç yargı yolunun açık olması gerektiği hususu da düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu uygulama bir ölçüde, DTÖ İhtilafların Halli Organı Sistemine ilave anlaşmazlığa çözüm arama şekli olarak değerlendirilmelidir.

Diğer bir söyleyişle, “ben yaptım, oldu ve bu da doğru !” anlayışını yansıtan dönemin damping uygulamaları açısından da büyük ölçüde sona erdiğinin bir göstergesi olmaktadır. Ancak, aradan geçen süreye rağmen bu konunun özel sektör başta olmak üzere bütün kesimlerce bu şekilde algılandığını söylemek en azından bu aşamada mümkün değildir. Bu durumun olması gerektiği gibi algılanmamasının arka planında büyük ölçüde geçmiş dönemin tek yönlü fon ve gümrük vergisi düzenlemelerine duyulan özlem ile kolaycılık bulunduğunu ileri sürmek de mümkün gözükmektedir.

Bu çerçevede, adli inceleme konusu önemine binaen alt başlık altında ele alınmaktadır.

1.1.3 Adli İnceleme

Bu konuyu en iyi şekilde anılan Anlaşma’nın 13 üncü maddesinin “Ulusal mevzuatında dampinge karşı önlemlerle ilgili hükümler bulunan her Üye, diğer hususların yanı sıra kesin tespitlerle ve madde 11'deki anlamıyla tespitlerin yeniden gözden geçirilmesi ile ilgili idari kararların derhal incelenmesi amacıyla adli, idari veya hakem mahkemelerine veya usullerine sahip olacaktır. Bu mahkemeler veya usuller söz konusu tespitten veya incelemeden sorumlu yetkili mercilerden bağımsız olacaktır.” şeklindeki hükmü izah etmektedir.

Anılan hüküm ülkemiz uygulamaları açısından ilave bir yük getirmemiştir. Zira, Anlaşma öncesi dönemdeki uygulamalarımız da Anayasamızın 125 inci ve 138 inci maddelerinde yer alan “idarece yapılan her türlü eylem ve işlemlerle ilgili olarak taraflar için yargı yolu açıktır ve yargı kararları idare açısından bağlayıcıdır. ” şeklindeki hükme dayanılarak yargı konusu yapılmıştır ve bundan böyle de yapılacaktır. Bu konuda başlatılan davaların teknik savunmasının, uygulamayı yürüten birim personelince ekip çalışması şeklinde hazırlanması, bugüne kadar da dava kaybedilmemesi ve bu konuda yaklaşık 10 yıllık bir bilgi birikimine sahip olunması geleceğe ilişkin olumlu bakılabileceğinin göstergesi olmaktadır. Bununla birlikte, konu hakkında yapılması gerekenlerin tamamen yapıldığı ve hedefe ulaşıldığını iddia etmek de bu aşamada oldukça güç gözükmemektedir.

 1.2. Sübvansiyon ve Telafi Edici Önlemler

1.2.1 Sübvansiyon (Devlet Yardımı )

Sübvansiyon (devlet yardımı), herhangi bir ürün için menşe veya ihracatçı ülke tarafından sağlanan her türlü mali katkı şeklinde tanımlanabilmektedir. Bu bağlamda, DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması (Sübvansiyonlar Anlaşması) ile sübvansiyonlar; yasak, önleme konu olabilen ve önlem alınamayan sübvansiyonlar şeklinde sınıflandırmaya tabi tutulmuşlardır. Diğer bir anlatımla, söz konusu sübvansiyonlar trafik ışığı yaklaşımı ile kırmızı, sarı ve yeşil olarak da izah edilmeye çalışılmaktadır.

1.2.2 Telafi Edici Önlemler

Sübvansiyonlu ithalatın yerli üretim dalına verdiği zararın önlenmesine matuf olarak uygulamaya konulan telafi edici geçici vergi, telafi edici vergi ve taahhütler, telafi edici tedbirleri teşkil etmektedir.

Bu tedbirlere ilişkin uluslararası kurallar ise DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması (Sübvansiyonlar Anlaşması) ile belirlenmiş bulunmaktadır.

Bu Anlaşma ile yasak ve önleme konu olabilen sübvansiyonlara karşı yapılabilecek işlemler hakkında ikili yapı oluşturulmuştur. Bunlardan birincisi, konunun DTÖ düzlemine taşınması ve orada çözüm aranması, diğeri ise telafi edici önlem soruşturması başlatılmasıdır. Önleme konu olmayan sübvansiyonların zarar vermesi halinde ise konunun öncelikli olarak DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Komitesi (STEK)’ne götürülmesi ve çözüm aranması imkan dahilinde bulunmaktadır.

Bu cümleden olmak üzere, bahse konu olan Anlaşmanın amir hükümleri ile bir sübvansiyon başvurusunun içermesi gereken bilgiler, gizlilik kuralları, şikayet konusu ülke ile istişare, soruşturma süresi, sübvansiyon miktarının belirlenmesi, sübvansiyonlu ithalatın varlığı, yerli üretim dalı üzerinde oluşan zararın tespiti ve bu zarar ile sübvansiyonlu ithalat arasında illiyet bağının kurulması, bilgi ve bulguların açıklanması, taraflara haklarını savunma imkanı verilmesi, taahhüt teklifi ve kabulü, geçici veya kesin önlem alınması, bildirimler, telafi edici vergilerin süresi, önlemlerin gözden geçirilmesi ve uygulamadan kaldırılmaları gibi teknik konularda kesin düzenlemeler yapılmıştır. Anti-Damping Anlaşması’nda olduğu gibi bu Anlaşma ile de yürütülen soruşturmaların ve sonuçlarının iç yargı konusu yapılabileceği hususunda düzenleme bulunmaktadır.

1.3. Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması

Bilindiği üzere, DTÖ Kuruluş Anlaşması eki Anlaşmaların uygulamasında DTÖ üyesi ülkeler arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümünde, anılan Anlaşmanın 2 Nolu ekinde yer alan “Anlaşmazlıkların Halli Konusunda Kural ve İşlemleri Düzenleyen Mutabakat Metni”nin (Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması) esas alınacağı hükme bağlanmıştır. Daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız üzere, çalışmanın bu bölümünde gerek bugünkü uygulamalarımızın gerekse gelecekte yapacağımız uygulamaların dayandıkları uluslararası hukuk normlarına uygunluğunun denetlenebileceği ve yaptırıma tabi tutulabileceği gerçeğinden hareketle bir kez daha dikkatlerin Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması (AHM)’na çekilmesi amaçlanmaktadır. Zira, ülkemizin her konuda ortaya çıkabilecek anlaşmazlık için bilgi birikimine dayalı olan ve diğer ülkelerde olduğu gibi özel bir örgütlenmesinin olmadığı gözlemlenmektedir.

Bu noktada, Anlaşmazlıkların Halli Mekanizmasının temel olarak ikili bir çözüm sistemi öngördüğünün belirtilmesinde yarar görülmektedir. Bunlardan birincisi istişare, diğeri ise panel ve temyizden oluşan sistemidir. Anılan mekanizma özet olarak, anlaşmazlığın taraflarının öncelikle istişare sistemi kapsamında soruna çözüm bulmaları; bunun sağlanamaması durumunda ise, talep üzerine, Anlaşmazlıkların Halli Organı -AHO (Dispute Settlement Body) tarafından panel oluşturulması ve panel kararlarına karşı da Temyiz Organı’na başvurulabilmesi şeklinde işletilmektedir.

Söz konusu ihtilafların halli mekanizmasında tanımlanan temel sistemi tamamlayıcı bir uyuşmazlık çözümleme sistemi ise hakemlik yöntemidir. Bu yönteme ilişkin düzenleme ise, AHM’nin 25 inci maddesinde ve 22 nci maddesinin 6 ncı paragrafında yer almıştır.

Esasen, bu açıklamalar ışığında anılan çözüm sisteminin istişare, panel ve temyiz ile hakemlik şeklinde üçlü bir yapı oluşturduğunu ileri sürmekte mümkün gözükmektedir. Bu kapsamda, anılan mekanizma ile getirilen kararların bağlayıcılığı da sağlanmış bulunmaktadır. Zira, GATT 1947’de öngörülen sistemde panel kararlarının kabulü için tam mutabakat aranırken, anılan yeni sistem kararların reddi için mutabakat kuralını getirmek suretiyle DTÖ Anlaşmaları çerçevesinde ortaya çıkan problemlerin çözümü için yeterliliğini ispatlamış bulunmaktadır. Diğer bir ifade ile, bu uygulamada, panel değerlendirmelerinin kabulü bir anlamda otomatik hale gelmiştir.

Bu cümleden olmak üzere, DTÖ Anlaşmalarının yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar gelişme yolundaki ülkeler ile gelişmiş ülkeler tarafından yapılan istişare başvurularının, başlatılan panellerin ve Temyiz Organı’na götürülen panel kararlarının sayısı ve sonuçları anılan sistemin gerek yaptırım gücü gerekse “kurallara dayalı yaklaşım” tercihi olduğunu göstermektedir.

Bu meyanda, panel öncesi istişarelerin, panel ve Temyiz Organı’nda yapılan değerlendirmelerin kapsamlı olması, hukuki ve teknik içerikte hazırlanmış sunuşları veya savunmayı gerektirmesi nedeniyle, AHO’nda gündeme getirilen ve panel konusu yapılan anlaşmazlıkların ülkemizce farklı bir yaklaşım ve strateji ile ele alınması gerektiği düşünülmektedir.

Ayrıca, bu yaklaşımla ele alınacak konuların sadece ülkemizin doğrudan taraf olduğu anlaşmazlık konularıyla sınırlı tutulmaması, buna ek olarak ülkemizin doğrudan taraf olmadığı, ancak pazara giriş stratejisi bakımından dolaylı olarak çıkarlarının etkilenebileceği anlaşmazlık konularında da üçüncü taraf olarak panel çalışmalarının yakından izlenmesinin anılan yeni yaklaşım ve stratejinin bir parçası olmasında yarar görülmektedir. Bu bağlamda, içtihat hukuku olarak gelişen bu konudaki ülkemizin mevcut örgütlenmesinin, yapılan değişikliklere rağmen hala yetersiz olduğu düşünülmektedir. İleri derecede enlemesine uzmanlık konusu olan, diğer bir anlatımla, bir işin bütün boyutlarında derinlemesine bilgi sahibi olmayı gerekli kılan, meselenin mevcut uzmanlık ve teşkilat anlayışı ile arzulandığı tarzda götürülemeyeceği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla, kıyaslama yöntemi ile bu konunun DTÖ üyesi diğer ülkelerde yapıldığı gibi takip edilmesini sağlayacak örgütlenmeye gidilmesi halinde kurum ve ülkemiz imajına katkı sağlanacağı gibi, diğer kurumlarımızın kurumumuzu kıyas çıtası almasına da imkan verilebileceği tahmin edilmektedir.

2.1. Anti Damping Anlaşması Açısından Anlaşmazlıkların Halli Sistemi

Anti-Damping Anlaşması ile DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Mekanizmasına işletilmesi açısından diğer DTÖ Anlaşmalarından farklı bir düzenleme yapılmış bulunmaktadır.

Bu Anlaşma’nın ilgili maddesi konuya açıklık getirmesi bakımından aşağıda takdim edilmektedir.

“17.1 Bu Anlaşmada aksi belirtilmedikçe, bu Anlaşma kapsamındaki istişarelerde ve anlaşmazlıkların hallinde, Anlaşmazlıkların Halline İlişkin Mutabakat uygulanacaktır .

17.2 Her Üye, bir başka Üyenin bu Anlaşmanın işleyişini etkileyen herhangi bir hususla ilgili beyanına saygı duyacak ve bu beyanla ilgili istişareler için yeterli fırsatı tanıyacaktır.

17.3 Herhangi bir Üye bu Anlaşma kapsamında doğrudan veya dolaylı olarak kendi yararının başka Üye veya Üyelerce ortadan kaldırıldığı veya azaltıldığı veya herhangi bir amaca ulaşılmasının engellendiği kanaatine vardığı takdirde, bu konuda karşılıklı olarak tatmin edici bir çözüme varmak amacıyla, söz konusu Üye veya Üyelerle istişarelerde bulunulmasını yazılı olarak talep edebilir. Her Üye, bir başka Üyenin istişare talebine saygı gösterecektir.

17.4 İstişare talebinde bulunan Üye, paragraf 3'e uygun olarak gerçekleştirilen istişarelerin karşılıklı olarak kabul edilen bir çözüme ulaşılmasını sağlayamadığı görüşünde olduğu takdirde ve ithalatçı Üyenin idari mercileri tarafından dampinge karşı vergilerin uygulanması veya fiyat taahhütlerinin kabul edilmesi için karar alındığı takdirde, istişare talebinde bulunan Üye konuyu Anlaşmazlıkların Halli Organı'na ("DSB") havale edebilir. Alınan geçici bir önlemin önemli bir etkisi olması ve istişare talebinde bulunan Üyenin bu önlemin Madde 7 paragraf 1 hükümlerine aykırı olarak alındığı kanaatine varması halinde, söz konusu Üye bu konuyu da “DSB”ye havale edebilir.

17.5 “DSB”, şikayetçi tarafın talebi üzerine, konuyu aşağıdaki hususlara dayalı olarak incelemek üzere bir panel oluşturacaktır:

(i) talepte bulunan Üyenin, bu Anlaşma kapsamında doğrudan veya dolaylı olarak kendi yararına olan bir hususun ne şekilde ihlal edildiğini veya hükümsüz kılındığını veya Anlaşma amaçlarına ulaşılmasının ne şekilde engellendiğini gösteren yazılı beyan, ve

(ii) ilgili yurtiçi usullere uygun olarak ithalatçı Üye mercilerine sunulan maddi hususlar.

  1. Paragraf 5'de anılan konu incelenirken:

(i)Panel, konu ile ilgili maddi hususları değerlendirirken, yetkililerin maddi hususları uygun şekilde belirleyip belirlemediğini ve bu maddi hususlarla ilgili değerlendirmelerin önyargısız ve nesnel olup olmadığını tespit edecektir. Panel farklı bir sonuca varmış olsa bile, maddi hususlar uygun şekilde belirlenmiş ve değerlendirme önyargısız ve nesnel ise, değerlendirme bozulmayacaktır;

(ii) Panel, Anlaşmanın ilgili hükümlerini, devletler genel hukukunun mutat yorum kurallarına uygun olarak yorumlayacaktır. Panel, Anlaşmanın ilgili hükmünde izin verilebilir birden fazla yoruma olanak tanındığını tespit ettiği takdirde, yetkililerce alınan önlem izin verilebilir yorumlardan birine dayalı ise, panel, yetkililerce alınan önlemin Anlaşmaya uygun olduğuna karar verecektir.

17.7 Panele sunulan gizli bilgiler bu bilgileri veren şahsın, organın veya merciinin resmi izni olmadan ifşa edilmeyecektir. Panelden bu tür bilgiler talep edildiğinde, panel tarafından bu bilgilerin açıklanmasına izin verilmemişse, bu bilgileri temin eden şahsın, organın veya merciinin izniyle bu bilgilerin gizli olmayan bir özeti verilecektir.”

Bu noktada, özellikle altıncı paragrafın konunun uzmanlarınca Anlaşmazlıkların Halli Sistemine getirilen istisna veya bir ölçüde sistemden sapma olarak ele alındığının ve değerlendirildiğinin belirtilmesinde yarar görülmektedir. Bu bağlamda, bu düşüncelerin dayanağı sadece anılan paragrafın lafzı olmayıp, “GATT 1994'ün VI ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşmanın 17 nci maddesi 6 ncı paragrafında yer alan gözden geçirme standardı, bu standardın genel uygulama için uygun olup olmadığı sorusunu incelemek amacıyla, üç yıllık bir süreden sonra gözden geçirilecektir.” şeklindeki DTÖ Kuruluş Anlaşması ekinde yer alan Bakanlar Kararı da olmaktadır.

Hal böyle olmakla birlikte, önceki dönemde damping konusundaki panel kararlarının yoğun engellemelere konu olduğu dikkate alındığında, yeni dönemde panel kararlarının aynı derecede engellenmeyeceğini veya hemen hemen hiç engellenemeyeceğini ileri sürmek de mümkün gözükmektedir.

Bu konuda, ticaret politikası araçlarından en yaygın uygulaması bulunan dampinge karşı önlemler başta olmak üzere, olası diğer önlemler ile uygulamaların potansiyel panel inceleme konusu yapılabileceği varsayımından hareketle bu aşamada yetersiz de olsa belirli ön hazırlıklar yürütüldüğünün belirtilmesinde fayda mülahaza edilmektedir. Bu bağlamda, teknik savunmanın yapılabileceğine olan inanç ve birbiri ile tam olarak örtüşmese de daha önceki uygulamaların iç yargıya götürülmesinin sağladığı tecrübe, yeni döneme umutla bakılabilineceğine bir ölçüde işaret etmektedir.

Bununla birlikte, kendisinden beklenenler ile mevcut imkanları dikkate alındığında biçimsel ve işlevsel yeniden yapılanmanın en fazla hissedildiği alanın ticaret politikası araçları alanı olduğu sonucuna varılmaktadır. Zira, aynı işi yapan ve daha iyi performans gösterdiği kabul edildiği için kıyaslamada (benchmarking) örnek alınan ABD’nin ITC ile DOC; AB’nin DG for Trade isimli teşkilatlarında ya sübvansiyon ile damping soruşturmalarının ya da zarar ile damping veya zarar ile sübvansiyon incelemelerinin ayrı ayrı örgütlenmiş birimlerce yapıldığı, hukuki destek birimlerinin bulunduğu, soruşturmaların muhasebeci, ekonomist, mühendis, işletmeci ve hukukçu soruşturmacılardan oluşan ekipler tarafından yürütüldüğü, bu örgütlerde de DTÖ sonrası dönemin getirdiği yüklerin karşılanması ve etkinliğin arttırılmasına yönelik yeniden yapılanmaya gidildiği ve bu birimlerin sadece damping alanında görevli soruşturmacı sayısının ülkemiz soruşturmacılarının sırasıyla 40 ile 20 katı fazla olduğu belirlenmektedir.

Buna benzer kıyaslamanın standart, sonuç veya süreç kıstaslarından birine göre diğer alanlarda da yapılması halinde benzeri sonuçlarla veya daha vahim durumlarla karşılaşılabileceği ihtimal dahilinde bulunmaktadır.

2.2. Sübvansiyonlar Anlaşması Açısından Anlaşmazlıkların Halli Sistemi

Sübvansiyonlar ve telafi edici önlemler açısından anlaşmazlıkların çözümü konusundaki düzenleme damping konusunda yapılan düzenlemeye kıyasla genel düzenlemelere daha paralel gözükmektedir. Zira, anılan Anlaşma’nın 30 uncu maddesi "İhtilafların Çözümlenmesi Mutabakat Metni tarafından açıklandığı ve uygulandığı şekliyle GATT 1994'ün XXII, ve XXIII maddeleri hükümleri, burada aksine açık bir hüküm yoksa, bu Anlaşma çerçevesindeki istişareler ve ihtilaf çözümleri için geçerli olacaktır." hükmünü içermektedir.

Bu hüküm dahi anılan iki Anlaşma ile aynı konuda farklı düzenleme getirildiğini bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu farklılık sadece Anti- Damping Anlaşması’nın 17.6 maddesindeki özel düzenlemeden kaynaklanmamakta, bilakis Sübvansiyonlar Anlaşması’nda sübvansiyon ayırımlarına göre farklı çözüm yolu düzenlemesine gidilmesinden de kaynaklanmaktadır.

Ayrıca, "Bakanlar, GATT 1994'ün VI ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşmaya veya Teşvikler ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşmasının V inci Bölümüne uygun olarak anlaşmazlıkların halli konusunda, dampinge karşı ve telafi edici vergi önlemlerinden doğan uyuşmazlıkların birbiri ile tutarlı bir biçimde çözümlenmesi gereğini kabul ederler." şeklinde bir açıklama da bulunmaktadır.

Anılan konunun daha iyi anlaşılabilmesini teminen, Sübvansiyonlar Anlaşması’nın, soruşturma öncesi istişareye gidilmesini, soruşturma safhasında yapılan işlemler ile sonucunun yargı konusu yapılmasını, yasak ve önlem alınabilen sübvansiyonlar için Anlaşmazlıkların Halli Mekanizmasının işletilmesini, yasak sübvansiyonlar için Daimi Uzmanlar Grubu (Permanent Group of Expert )’ndan yardım alınmasını, önlem alınamayan sübvansiyonlarla ilgili tartışma konusunun AHM’ye bağlayıcı hakemlik için taşınmasını, bu sübvansiyonların zarar vermesi durumunda STEK’ye başvurulmasını ve ayrıca bütün sübvansiyonlar için hakemlik gibi tamamlayıcı anlaşmazlık çözümleme yöntemi öngördüğünün belirtilmesinde fayda mülahaza edilmektedir. Bu düzenlemelere anılan Anlaşmanın 4.2-4.12, 6.6,7.2-7.10, 8.5,24.4, 27.7 maddeleri, dip not 35 ve Ek 5’inde yer verildiği anlaşılmaktadır.

  1. Konuya ilişkin Değerlendirme ve Öneriler

İhtilafların Halli Mekanizması isimli 1.3. nolu alt başlıkta sözü edilen, söz konusu stratejinin oluşturulması ve gelecekte karşılaşılabilecek ülkemizin doğrudan veya dolaylı olarak taraf olabileceği anlaşmazlıkların ülkemiz açısından başarılı bir şekilde giderilmesi için yapılması gerekenler teşkilatlanma, personel yetiştirilmesi ve bilginin yaygınlaştırılması açısından ele alınmaya çalışılacaktır. Esasen bu gerekliliğin sadece ihtilaf konusu ile sınırlı olmayıp, sürekli müzakere düzlemi olarak değerlendirilen DTÖ döneminde yapılacak tüm faaliyetler için işin “olmaz ise olmaz kuralı” hüviyetinde bulunduğudur.

3.1. Teşkilatlanma İhtiyacı

İş tanımına uygun personel istihdamı, yetiştirilmesi veya rotasyonu başta olmak üzere uluslararası ticari ilişkiler ile uluslararası hukuk konusunda öğrenim görmüş personelden oluşan ve profesyonel bir anlayış ile hareket edebilecek özel birimlerin oluşturulması gereği bulunmaktadır. Bu şekilde yeni bir teşkilatlanmanın ülkemizde veya kurumumuzda hangi birim veya birimler nezdinde yapılacağı hususu karar alıcıların yetkisinde olan bir konu olmakla birlikte, bu yöndeki faaliyetlerin teknik bilgi açısından ve kazanılan uluslararası deneyim açısından uygulamacı birimlerin, destek hizmeti bakımından ise kurumlarımızın Hukuk Müşavirliklerinin görev ve yetki alanına girdiği gözlemlenmektedir.

3.2. Personel ve Eğitimi

DTÖ ile başlayan dönemde dış ticaret politikalarının oluşturulmasının, uygulamaya konulmasının ve başarısının muhakeme yeteneği yüksek ve küreselleşmenin getirdiği yükleri ve avantajları ölçebilen, yaptığı işin düzenlendiği uluslararası kuralları ayrıntısına kadar bilen kadroların mevcudiyeti ile doğru orantılı bir şekilde gerçekleşeceği hususu her geçen gün ağırlığını daha da hissettirmektedir.

Zira, bu çalışmanın konusu işlerin üstesinden gelinebilmesi için, uygulama açısından teknik ve hukuki bilgiye ve birbiri ile bağlantılı ve karmaşık bir durum arz eden uluslararası kuralların ve yorum tekniklerinin de bilinmesine ihtiyaç duyulacağı düşünülmektedir. Buna ilave olarak, mevcut personele müzakere teknikleri konusunda eğitim verilmesinin de bu kapsamda yararlı olacağı ve bu türden uygulamaların sistemli bir şekilde yaygınlaştırılması ve devamlılığının sağlanmasının gerektiği düşünülmektedir.

Bu çerçevede, belirtilen ihtiyacın karşılanmasına yönelik olarak yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans üstü programları ve diğer imkanlarının kullanılabileceği ilk planda akla gelmektedir. Diğer bir ifade ile, kurumlarımızın ihtiyaç duyduğu ve duyacağı alanlarda bu imkanların kullandırılması gibi yönlendirmenin yapılmasının veya gerekmesi halinde konuların sadece ihtiyaç duyulan alanlarla sınırlandırılmasının gerektiği düşünülmektedir.

Bu bağlamda, mevcut personele Uluslararası Ticaret Merkezi (International Trade Centre- ITC)'nde ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)'nde staj yapmaları konusunda imkan sağlanması ve bu olanağın bir kurum politikası haline dönüştürülmesi gerekmektedir. Ayrıca, DTÖ Teknik İşbirliği ve Eğitim Bölümü’nün programına daha önce katılan personelin eğitim amaçlı “özel görev gücü (task force)”ne dönüştürülmesi ve bu programda öğrenilen konuların diğer personele aktarılması için eğitim programları düzenlenmesi halinde bilgilerin pekişmesi ve unutulmaması ile yaygınlaşması bakımından azami yararın sağlanacağı düşünülmektedir. Bütün personelin bu türden uluslararası programlara katılmasının imkansızlığı dikkate alındığında problemin bu şekilde çözümlenebileceği sonucuna da ulaşılmaktadır.

3.3. Bilginin Yaygınlaştırılması ve Diğer Görüşler

Gerek bilginin yaygınlaşması gerekse kamu için yetiştirilen eleman kalitesinin yükseltilmesi bakımından DTÖ ve eki Anlaşmalar ile özellikle yazımız konusu hakkında akademik disiplin içinde araştırma yapan üniversitelerimizin ilgili bölümlerinin teorik bilgiye ulaşılması, üretilmesi ve anlaşmaların getirdikleri ile götürdüklerinin belirlenmesi hakkında daha fazla taraf haline getirilmesi zincirin halkalarının tamamlanması açısından önem arz etmektedir.

Yazımız konusu ihtilafların halli konusunda ise Panel ve Temyiz Organı başta olmak üzere, hakemlik gerektiren alanlarda üniversitelerimizin aday göstermesini sağlayacak sistemin kurulması ve aday gösterilmesi veya olmaları halinde ise DTÖ düzleminde üye olarak kabul edilebilmeleri için özel çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Bunun başarılması halinde gerek ülkenin tanıtımına ve bir uluslararası kuruluştaki etkinliğine katkı, gerekse bilgi akışı ve bilginin yaygınlaşması sağlanmış olunacaktır.

Bu bağlamda, konuyu kendi kurumumuz açısından ele aldığımızda, daha önce yönetim kademesinde aktif görev almış olan ve halen değişik nedenlerle aktif görevde bulunmayan ve deneyiminden yararlanılabilecek Dış Ticaret Uzmanlarının DTÖ düzlemindeki faaliyetlere hakem, Panel ve Temyiz Organı üyesi olarak katılabilmelerine olanak sağlanmasında kurum kültürünün oluşması ve ülkemiz çıkarı açısından sonsuz yararlar görülmektedir.

Buna ilave olarak, uzmanlık yönetmeliğinde değişikliğe gidilerek uzmanlık tezi sisteminin tekrar uygulamaya konulması, uzmanlık tez ve araştırma konularının seçiminde bu türden ihtiyaçların göz önünde bulundurulması ve hatta tez konusu seçimleri ile hazırlık aşamasında orta düzey yöneticilerin tez danışmanı olarak görevlendirilmeleri sayesinde gerek kurumun bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçların karşılanması sağlanacak, gerekse Dış Ticaret Uzmanlığının kalitesi arttırılmış olunacaktır. Ayrıca, üniversitelerle yapılacak bir anlaşmaya göre tez danışmanlık hizmeti alınması ve bu sayede teorik ve pratik bilgi paylaşımına imkan tanınmasında da fayda mülahaza edilmektedir.

4. Sonuç

Yukarıda özet olarak dile getirilmeye çalışılan tespitler ışığında;

yararlı olacağı düşünülmektedir.

 Kaynakça :